12.5.07

Tarih dediğin tekerrürden başka nedir ki?

Bundan tam 27 yıl önce, 5 yaşında bir kız çocuğu varmış. Sevdiğini tam sever, sildiğini ise bir kalemde silermiş. Bu her konuda böyleymiş. Mesala bir şarkıyı sevdi mi, sürekli onu dinlermiş. Hiç bıkmazmış. O şarkıdan vazgeçmesi de çok zor olur, sanki çok sevdiği birinden ayrılıyormuşcasına dertlenirmiş.


O sene, Ajda Pekkan ülkemizi Eurovision Şarkı Yarışması'nda "Petr'Oil"* isimli şarkı ile temsil etmiş ve küçük kız bu şarkıya aşık olmuş. O kadar ki, artık küçük kızın yaşadığı evde, babasının arabasında sadece bu şarkı dinleniyormuş. Teknoloji de henüz bu kadar ilerlememiş, CD ve Mp3 çalarlar henüz yok, küçük kızın kaseti Petrol şarkısını yeni baştan çalmak için sürekli başa sarmaktan sıkılan babası bir kaset yaptırmış. Kasedin bir yüzünde peşpeşe sadece Petrol şarkısı varmış. Böylece küçük kız Petrol'ü istediği kadar dinleme şansını elde etmiş. Kızın Petrol aşkı ise uzunca bir müddet (2 sene kadar) devam etmiş.


Aradan seneler geçmiş, küçük kız büyümüş, çoluk çocuğa karışmış, görünüş olarak olmasa da, huy-suy olarak kendisinin küçük bir modeli olan bir kız doğurmuş. Sene olmuş 2007, küçük kızın kızı gelmiş 2 yaşına. Birgün minik kız, nasıl olduysa, bu sefer Sertab Erener'in ülkemizi Eurovision'da temsil ettiği "Ebli ve ay ken" (yani "Everyway that I can") isimli şarkıyı duymuş. Çok sevmiş, o kadar sevmiş ki, evde, arabada sadece bu şarkı dinlenir olmuş. Yani neredeyse anne ve babası başka birşey dinleyemez hale gelmişler. Bir de üstüne üstlük, ortamın el verdiği her durumda, bu şarkı eşliğinde dans etmeye zorlanmışlar. Anne artık, Sertab Erener'i çok sevmesine rağmen, kendisini bir müddet görmek istemiyormuş. Ümitle kızının bu şarkıdan vazgeçeceği günü bekliyormuş. Ama tecrübelerine dayanarak biliyormuş ki, o günün gelmesi zaman alabilir.


Bir zamandır devam eden bu Çin işkencesine artık alışmış olan anne anlamış ki, tarih gerçekten de tekerrürden ibaretmiş ve insan ne ekerse onu biçermiş. Ne oldum değil, ne olacağım demeliymiş (biraz alakasız kaçtı ama)...




*Girin şuraya bir bakın, klibi izleyin, aynen böyle yazılıyor şarkının adı, bilemiyorum acaba petrolün böyle söylendiği ve de yazıldığı bir lisan var mıdır yeryüzünde?

5 yorum:

Aslı Cin dedi ki...

İnsan anne olunca annesini daha iyi anlıyor değil mi? Anneler günün kutlu olsun :)

Nihan dedi ki...

Teşekkürler Aslı. Annemi daha iyi anladığımı söyleyemeyeceğim, yani onun annelik tarzı ile benimki çok farklı ve onun tarzını ben hala anlamıyorum ama benim ona çektirdiklerimin bir kısmını kızım da bana çektiriyor ve ben annem benden çok daha sabırlı bir anne olabildiği için onu takdir ediyorum.

böğürtlengözün annesi dedi ki...

Demek anne ve babasına Ajdanın bu şarkısından gına getirttiren tek ben değilmişim :)Ay bide benim bu şarkıyı çalarken ve bende Ajda Hanıma eşlik ederken yaptığım dans figürlerini anlatıyorlarda gülmekten kopuyoruz. :)

anne dedi ki...

He he..Ben uzun ve geniş yazımı nihayet tamamlayıp bunu DNA ipinin ucuna bağladım.O sırlı ip bizden birşeyleri-gözle görülmeyen elle tutulmayan hem de:)- yavruya geçiriyor..Belki de vakti zamanında anne-babalarımıza öyle kuvvetli ahhhhh ettirmişiz ki o ahhhhh'ın kuvvetiyle yazılıvermiş yaptığımız genetik şifreye:))Bizden de doğruca kuzuya..Kendimiz ettik kendimiz bulduk yani:)

Nihan dedi ki...

Böğürtlengözün annesi, yalnız olmadığıma sevindim.

Anne, ben buna "karma" diyorum moda tabiriyle, vallahi ne ektiysen onu biciyorsun.