Nazlı'nın Arkadaşları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nazlı'nın Arkadaşları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.11.09

Çok ama çok korktum

Şu an TV'de The Story of Us var.  B. Willis, M. Pfeifer.  Sanırım hayatta en sevdiğim filmler kategorisinde üst sıralarda.  B. Willis ne kadar gençmiş bu filmde.  Şimdi fark ettim de hayatta en sevdiğim film olan 12 Monkeys'in başrolünde de B. Willis var.  Acaba bir zamanlar kendisine deli gibi aşık olmanın bu durumla bir alakası olabilir mi? 

Bugün havanın güzelliğinden istifade Nazlış'ın en yakın arkadaşı ile olan olağan buluşmamızı sinema yerine parka aldık.  Şu Türkiye'nin şu aralar en popüler olan semtindeki, ünlülerin çocuklarını götürmeyi sevdikleri parka gittik.  Nasıl  kalabalıktı anlatamam.  Herkes ama herkes oradaydı.  Ünlü komedyen MAE'in karısından tutun da, aslında şehrin karşı yakasında oturduğu halde nedense çocuklarını nedense mevzu bahis meşhur parka getirmeyi tercih etmiş olan lise arkadaşıma kadar herkes oradaydı. 

Biz de Nazlış'ın arkadaşının annesi ile derin bir muhabbete daldık.  Aslında aylardan kasım olduğu gerçeğini unutturacak kadar sıcak olan havadan bunalan çocuklar gölgedeki kaydırağa geçmek istediler.  Biraz sonra biz de onların peşinden yakınlarındaki bir banka gittik.  Çocuklara da, biz buradayız diye seslendik.  Duydular bizi sandık.  Arada göz ucu ile Nazlı'ı kontrol ediyorum ama sanırım sohbet daha ağır bastı, bir ara iyice konuşmaya daldık.  Sonra bir baktım ki çocuklar kaydırağın orada yok.  Hemen öteki kaydırağa koştuk Nazlış'ın arkadaşının annesi ile birlikte.  Ben paniğimi hissettirmemeye çalışıyorum ama iyice korkmaya başladım çünkü orada da yoklar. Çocukken en büyük korkumdu kaybolmak şimdi de en büyük korkularımdan biri çocuğumu kaybetmek.  Neden sonra Nazlış'ın arkadaşının annesi parkın kapısına doğru gitti ve bir baktık ki iki kuzu tam kapının yanındaki bankta oturmuşlar.  Arkadaşı gayet sakin, ayaklarını banktan sallandırmış ağlamakta olan Nazlış'ı teselli ediyor.  Kuzumun suratında ise bir dehşet ifadesi, beni görünce iyi makaraları koyverdi.  "Beni bırakıp gittin sandım anne" diye kucağıma atladı.  Sımsıkı sarıldım, kalbi nasıl da küt küt atıyor.  O kadar ki ben kendi göğsümde hissediyorum.  Öptüm öptüm kokladım onu.  Nereye giderim annem ben seni bırakıp, dedim, nereye giderim? 

Nasıl bu kadar dikkatsiz olabildim?  Nasıl?  Ya kuzumun paniğinden istifa etmek isteyen kötü kalpli birisi gel ben annenin nereye gittiğini biliyorum deyip, onu elinden tutup götürseydi, ya ya??? Gerçekten çok korktum, aklıma gelenin başıma gelmesinden çok ama çok korktum.

6.11.09

Sosyalleşme sancısı

Eski okulunun prensesi, öğretmeninin gözdesi, arkadaşlarının sevgilisi Nazlı kuzu, çok yoğun bir sosyalleşme sancısı çekiyor şu an.

Roller değişti, artık o sınıfın lideri, öğretmeninin minik yardımcısı değil.  Kurallar da değişti, artık sınıfta onun istediği faletleri (faaliyet) yapan yok.

Bir de bir A. çıktı başımıza.  Nazlış'a çok kızgın bakıp, onunla sürekli alay ediyormuş güya.  Geçen gün bu yüzden hüngür hüngür ağladı.  Bir yanım, git yarın okula, bul şu A.'yı, ver dersini derken; diğer yanım, daha akl-ı selim olan, Nazlış'ın durumu bir parça abarttığını, bu yeni duruma alışmakta zorlandığı için böylesine üzüldüğünü söyledi.  Seni sevmiyoruz demişler kuzuma.  Bak şunlara, yolmaz mıyım ben sizin saçınızı, başınızı? 

Bilse kuzum, bir bilse, daha hayatı boyunca kaç defa bu duruma maruz kalacak.  Bu daha ne ki?  Atmaca anne iç güdülerim onu tüm bunlardan koruyup, önüne kalkan olup, hooop diye büyümesini sağlamamı söylüyor bana.  Ama mantığım (ve nedense mantığımı hep Hakan seslendiriyor), bunları yaşamadan sağlıklı bir şekilde büyümesinin mümkün olmadığını, kendini savunmayı, kendini ifade etmeyi, yeni bir toplulukta kendini kabul ettirmeyi kendi kendisinin öğrenmesi gerektiğini söylüyor.  Bana da tüm bu olanları, içim kıpır kıpır, geçecek, geçecek bu da geçecek diyerek, uzaktan izlemek düşüyor.  Ay ne zor şey bu annelik ya.   

30.10.09

Şu anda

Akşama yemeğe gelecek misafirlere hazırlanıyorum.  Nazlış, karşı komşunun oğlu ile oynuyor.  Galiba 4 saattir.  Öğlen yemeği yemenin haricinde bir kere bile yanıma gelmedi, bir kere bile "anne ama sıkılıyoruuuuuuuuuum" diye mızırdanmadı.  Genelde yemeğe misafir gelince çıldıran ben, geçireceğimi zannettiğim cinneti geçirmedim.  İkinci çocuk için acaba artık çok mu geç???

17.8.09

Haftasonu sonu

Hakan ve Nazlı olmadan geçirdiğim şu 3 günün sonunda anladım ki ben yalnız kalmayı unutmuşum.

Onlar olmayınca yanımda sanki bacaklarım ya da kollarım ya da hatta hepsi birden kesilmiş gibi oldum, ağlamam geldi, kendimi sokaklara atayım istedim.

Bir de çok özlediği babaannesinin yanında, deniz-güneş-kum, kuzenler, arkadaşlarla gözleri kamaşıp beni iplemeyen Nazlı, telefonlarıma çıkmayınca oldu mu olanlar, iyice fena oldum.

Neyse bu akşam geliyorlar.

Çok özledim minişimi.

Yalnız geçen bu 3 günün en güzel tarafı, istediğim gibi çalışmak, sıkılınca istediğim filmi izlemek, hadi gel diyen arkadaşıma, ay dur bir Nazlı'nın yemeği bilmem nesi demeden atlayıp gitmek ve halasının kuzusu K. ile doya doya vakit geçirmek oldu.

Ama artık yetti. Gelsinler artık.

2.8.09

Teyze

Çok yakın kız arkadaşlarıma Nazlış (onlar aksi bir istek belirtmedilerse) teyze diye hitap ediyor.

Onların çocuklarının da bana teyze demelerini istiyorum.

Çünkü benim sahip olduğum tek kızkardeş onlar. Nazlış'ın da teyzeye en yakınları.

Amaaaaa...

Dün yemeğe gittiğimiz yerde, Nazlış'ın orada tanıştığı arkadaşı Zeliha (Nazlış'ın deyimiyle Zeliya) bana "teyzeee baksana" diye seslenince pek bir ağrıma gitti.

Çünkü Zeliya bana teyzesi, anne yarısı olduğum için teyze demedi, yaşıma hürmeten öyle dedi.

Ne teyzesi yavrum, ablanım ben senin dememek için zor tuttum kendimi.

Ne ablası yahu, düpedüz teyzeyim işte; yaşlandım işte, var mı ötesi? Acaba yakında pazarda da hanım abla falan derler mi bana?

Ya ama ben daha dün çocuktum...

16.6.08

Öyle

Yazmak lazım artık ama bana yine "kal geldi".

Çok dolu geçiyor günler, doktoramı artık bitirmem gerektiğini açık açık söyledi hocam bana, ama yine de konsantre olamıyorum, şarini dediği gibi beni bu güzel havalar mahvetti.

Sürekli dışarıda olasım, deniz kenarına inesim, arkadaşlarımı ayartıp kendime uydurasım var.

Bu arada Nazlış'ın sene sonu gösterisi oldu. O gün bugündür her gördüğüne gösteriyi baştan sona sergiliyor. Arkasından alkış kıyamet gırla, çok mutlu oluyor.

Hayatında ilk defa düğüne gitti, kesin olarak evlenmek istediğine karar verdi, damat adayı da hazır. Gittiği okulun sahibinin oğlu Tolga. Sarışın, mavi gözlü, kendisini Örümcek Adam sanan hoş bir delikanlı. Arada ufak bir yaş farkı var, altı ay kadar ama ileride kapanır o fark. Hakan ciddi ciddi bozuluyor, inanamıyorum, ay 3 yaşındaki kızını kaybedecek, elin oğlanına kaptıracak diye şimdiden panik oluyor. Ona kalsa Nazlı 35'inden önce evlenmemeliymiş. Tabii, tabii...

Ama kızına aşık olması beni çok mutlu ediyor. İşte bu yüzden kızım olsun diye dua ettim ben hep, aşkım ona aşık olsun ben de aşkıma bu yüzden daha da çok aşık olayım diye.

Genel olarak keyfim yerinde yani, günlerdir otel muamelesi yaptığımdan kontrolden çıkan evimi tekrar kontrol altına almak üzere işe girişmek zorunda olmamdan dolayı başgöstermiş olan iç sıkıntımı saymazsak...

9.5.08

Nazlış'tan haberler

-Kardeş istiyoruz. Ama öyle böyle değil. Sabah kalkıyoruz, kardeş diyoruz, akşam yatıyoruz "keşke bu evde daha çok cocuk olsaydı anne" gibi yürek parçalayıcı cümleler kuruyoruz. Kardeşimizin ismi de belli; Zeynep. Erkek kardeşimiz olma ihtimalini pek düşünmek istemiyoruz. Baktı ki, anne ve babadan hayır yok, oyuncak Pembe Panter'ini kardeşliğe atadı. Kucağında sürekli onunla geziyor. "Kardeşim acıktın mı" diye soruyor sonra da sesini inceltip "evet ablacım" diye Panter'i konuşturuyor. Geçen gün de dedesine "dede ben hamileyim, karnımda bebek var, yani kardeşim" demiş, adamcağız küçük dilini yutuyormuş az kalsın. İkinci bebeğine hamile olan Aslı Teyzemizin ve ilk bebişini çok yakında dünyaya getirecek olan Özlem Teyzemizin etkisi altında kaldık sanırım.



-Yaşından büyük şeyler söylemeye başladı. Ama tam olarak anlamlarını bilmediği için komik komik cümleler kuruyor. Mesala "anne bana soluk soluğa su verir misin" ya da "arkadaşlarım gururla çevrelerine bakındılar" gibi.



-Hani birkaç hafta önce babamız iş seyahatine gidince biz de anneanneye kalmaya gitmiştik ya, işte o zaman Fenerbahçe Pakı'na gittik, salıncaklardan, kaydıraklardan sıkılınca da martılara simit atmak için deniz kıyısına indik. Havada uçan martılara simit atabilmek için kendimizi paraladık, baktık isabet ettiremiyoruz, "o zaman ben de denizde yüzen ördeklere atarım" dedi. Mümkün değil, onların ördek değil, denize konmuş martılar olduğuna kendisini inandıramadık, peki kızım ördek onlar diye teslim olduk.

-Durup durup bana sarılıp "seni çok seviyorum anne" diyor. İnsanın içi eriyor hali ile.

-Uyku meselesini de Taran Baba'ya ihtiyaç kalmadan çözdük gibi. Bu çocuklar bir anlık boşluğunuzdan istifade edip, sizi suistimal etmesini çok iyi biliyorlar. Mühim olan yelkenleri suya indirmeden istikrarlı bir şekilde seçtiğiniz stratejiye bağlı kalmak. Yok savaş stratejisi değil, çocuk yetiştirmekten bahsediyorum.

-Tabii bir de gelin kız olma hayallerimiz var. Geçen sene bir arkadaşımın düğünü için aldığım ama Nazlış hastalanıp da düğüne gelemeyince hiç giyemediği bir elbisesi var. Onu giyip, ben gelin kız oldum anne ama bana bir de damat lazım diyor. Baba olsun damat deyince de, olmaz o çok büyük, bana küçük bir damat lazım diyor. Aklında bir damat adayı da var, arkadaşlarından biri, zaten şu aralar tüm hayallerimiz bu arkadaşla alakalı. Hakan kim öğretiyor bu çocuğa bu saçmalıkları diye kızıyor. Vallahi ben öğretmiyorum, iç güdüsel canım. Bana kalsa ben ona bu gelin olma hadisesinin sadece bir gecelik heves olduğunu, asıl evililiğin düğün sonrası başladığını, o çok özendiğin gelinliği sadece bir gece, o da bir kaç saat giyip çıkardıktan sonra hanyayı Konya'yı göreceğini öğretirim. Ama yok daha 3.5 yaşında çocuğun hayalleri ile oynanamak lazım.

Nazlış'tan haberler işte böyle. Bu arada anneannem çok daha iyi. İyi dileklerini ileten herkese çok teşekkürler. Şu an İstanbul'da annemin yanında. Cumartesi günü gittik görmeye, Nazlışla yıldızları pek barışmadı gibi. Aklıma ben 8 yaşında iken ölen babamın babaannesi Hayruş babaanne, beni her gördüğünde mıncıklaması ve sulu sulu öpmesi yüzünden ondan kaçışım geldi. Nazlı anneannemden kaçmıyor ama çok da sokulmuyor.

Ve son olarak Anneler Günü'm çok güzel geçti. Buradan bir kez daha tüm annelerin ve anne adaylarının Anneler Günü'nü kutluyorum.

21.9.07