Ben eksik kalmayayım
Çok sevgili Kisd sayesinde okudum şu meşhur yazıyı, hani Sibel Arna'nın yazdığı.
Tabii ki benim de bam telime dokundu yazı.
Ama sanırım birçoklarından biraz daha farklı bir sebepten.
Yani ben dadıya üzülmedin aslına bakarsanız. Aman da dadısı hakkında nasıl böyle şeyler yazar diye de hayıflanmadım.
Biraz katıyım sanırım ben iş güç konularında. O dadının işi o bebeğe bakmaksa, o sırada Yunan adalarında Mavitur'da da olsa, denize girmeyi, güneşlenmeyi, çoluğunu çocuğunu düşünmemeli. Tabii insandır, canı çeker, tabii ki aklına bunlar düşer de, düşündüklerini "ahh Sibel Hanım keşke kocam da burada olaydı" şeklinde dile getirmemeli. Çünkü o oraya tatile değil, çalışmaya gitti. İş yeri orası onun. Özetle, SA'nın dadıya olan kızgınlığını anlıyorum, ha tamam bunu köşesinden bu şekilde ifşa etmesi hatadır belki, ama dadı sapla samanı karıştırmış, karıştırmış da...
Benim takıldığım nokta, şu cümle oldu: "İnanabiliyor musunuz, tatile geleli bir hafta oldu, ben hala teleme peyniriyim"...
Aramıza hoşgeldin SA, tatile gidip yanamayan, yemeğe gidip aç kalan, düğüne gidip oynayamayan, çünkü o sırada çocuğunun peşinden koşmak zorunda olan ANNElerin dünyasına hoşgeldin.
Annelik budur, hem çocuk doğurup, hem de o doğmadan önceki gibi tatil yapmayı beklersen, işte böyle şaşkın ördek yavrusuna dönersin.
Çocuk doğurduysan, bir müddet gece dışarı çıkamamayı (bir önceki yazısında bundan şikayetçi olmuştu)
Çıktıysan sadece bir kadeh şarap içmeyi (bu da bir diğer sorunuydu kendisinin)
Hergün spor yapamamayı,
Haftasonları Şevki ve karısı ile brunch yerine oyun parkına gitmeyi,
Gece 10 kere uyanmayı, göğsünde bir türlü senden ayrılmak istemeyen bir minişle yarı oturur pozisyonda uyku ve uyanıklık arasında gidip gelmeyi,
Saçını boyatamamayı,
Her yeni çıkan filmi ilk gören, her yeni kitabı ilk okuyan olamamayı
Ay tutamayacağım kendimi söyleyeceğim,
9 köyden kovulma pahasına hem de,
Kariyerini biraz askıya almayı göze alacaksın.
Böyle bir ebeveyn türü var artık ortalıkta.
Çocuk yaparım ama hayatımı onun için değiştiremem tarzı ebeveynlerden bahsediyorum.
İmkanları varsa, sana ne, diyebilirsiniz.
Ama bunun imkanla alakası yok ki.
Hatta sırf bu yüzden, yani çocukla çocuksuz gibi yaşayabilmek yüzünden imkanlarını maksimum zorlanayanları biliyorum ben.
Yazılarını ve kaleminin sivriliğini çok sevdiğim Handan'ın dediği gibi...
Bir Ayşe Arman olmak kolay değil.
İmkansa al işte imkan.
Ama hiçbir şey onu kızı ile Avrupa'yı gezmekten, onu sırtına takıp Karadeniz yaylarına tırmanmaktan, Vietnam'a kadar gitmekten alıkoyamadı. Annelik yazıları yazarken nasıl da tüm bunları kızı ile yaptığı için zevk aldığını anlatmasına bayılırdım ben onun. Hatta köşe yazılarında doğumdan sonra bir müddet-bazılarına göre-performans düşüklüğü yaşarken (ki bence asıl performansını o zaman sergiliyordu, her babayiğidin harcı değil, Türkiye'nin en ortalık karıştıran gazetecisiyken birden pat diye Dubai'deki Türk itfaiyesiyle röportaj yapar hale gelmek), bu durumla açık açık dalga geçebilmesini seviyordum.
Yani demek istiyorum ki, özgür hür, 21. yüzyıl kadınından anaç, sütlü, teleme peyniri anneye dönüşebilmek hiç kolay değil. Herkes beceremez bunu.
Özetle, SA'cım, ne işi var o dadının o teknede?
Çok mu zor geldi bir hafta avuç içi kadar bebeyle başbaşa kalmak?