tavsiye ederim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tavsiye ederim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.8.09

Küçük bir öneri

Nazlı'yı oyalamak benim için her zaman başlı başına bir mesele olmuştur. İdrak edebilecek yaşa geldiğinden beri bilgisayar oyunlarından yardım alıyorum zaman. Tabii bilgisayar oyunları derken, Nazlı'nın yaşına uygun, onun gelişimine katkıda bulunabilecek oyunları kastediyorum. Çoğu zaman Nazlış'ın sevdiği çizgi filmlerin kahramanlarının baş rolde olduğu oyunları tercih ediyoruz ama bunda da en büyük sorun oyunların açıklamalarının İngilizce olması oluyor. Şöyle tamamı ile Türkçe olan, Nazlış'ın gelişim düzeyine uygun, onun hayal gücünü köreltmeyecek oyun seçenekleri sunan bir siteye bir türlü denk gelememiştim. Taa ki bir arkadaşım bir arkadaşının hazırladığı bu siteyi önerene kadar. Benim çılgın tempomdan daha siteyi iyice inceleme ve deneme fırsatı bulamadık. Ama siz de benim gibi bir arayış içerisindeyseniz, buyrun Sihirli Ada'ya...

31.7.09

Pandelli

AKL'ye başladığım yılın yazı...

Anneannem ve dedem bizdeler.

Dedem anneannemi gezdirmeye söz vermiş.

Ben de takılıyorum peşlerine.

Hava çok sıcak ama hiç şikayet etmiyorum, zaten bana o zamanlar da gezme olsun, yeter. Anneannemden almışım bu huyumu. Annem sokak süpürgesi derdi bana, hala da der. Bir de İstanbul muhtarı.

Bostancı'dan rota, Eminönü-Sirkeci. Herhalde babama uğramışızdır önce. Hatırlamıyorum. Ama o gün üzerimde olan sarı pantolonumu, kulağımdaki Aynur Abla'nın hediyesi mavi küpelerimi hatırlıyorum.

Mısır Çarşı'sında dolaşıyoruz biraz. Sonra yemek vakti. Aklımda en net kalan şey, benim fayans sandığım eşsiz mavi çini duvarlar. Pandelli'de yiyoruz yemeğimizi. Benim her haftasonu kebapçıya gitmeye alışık bünyemi altüst ediyor Pandelli. Demir kafesli pencerelerinden, yemeklerine kadar herşeyiyle.

Anneannem dönüşte Karaköy'den binmek istiyor vapura. Karaköy bir senedir benim muhitim. Olur diyorum, yürürüm. Yolda sakız satan amcadan (ama çiklet değil, gerçek sakız, gum mastic yani), sakız alıyor dedeciğim. Sakın elimi bırakma diyor. Beni uyarmadıkları için, sakız ambalajını yapıştırmaya yarayan balmumunu da çiğniyorum. Ama olsun, bana bir gezmek bir de damla sakızı olsun. Tipitip falan ne ki?

Galata Köprüsü'nü, eski olanı ama, yürüyerek geçiyorum, hayatımda ilk defa. Çocuğum tabii daha, bütün gün gezmenin üstüne Eminönü'nden-Karaköy'e yürümek bitiriyor beni. Dönüş yolunda, vapurda, anneannemin dizlerine kafamı koyuyor ve uyuyakalıyorum. Sonra senelerce üzülüyor dedeciğim, nasıl da yürütmüştük sıskacık kızımı diye.

Pandelli, dedemden kalan bir masalken bana, sayesinde hala yerinde olduğunu öğrendim az önce. 60 senedir de hep oradaymış zaten. Sarayın aşevi dağılınca işsiz kalan, yemek yapmaktan başka birşey bilmeyen Pandelli Usta'nın yeriymiş orası. Dedem, nereden biliyordun sen orayı, ama sana da böylesi yakışırdı zaten değil mi? Kebap senin kalemin olmadı hiç.

Not: Seyredin bu programı muhakkak. Eski patronum diye söylemiyorum, çok bilgilidir, İstanbul'a onun gösterdiği özeni herkes gösterse, nasıl başka olurdu kim bilir bu şehir.

21.2.09

Tavsiye olunur

Denmesine sinir oluyorum. Tavsiye edilirim, şekerim, ha bir de at binilmez, yani evet İngilizcesinden çeviriyorsun biliyorum, ama ne yazık ki Türkçe'de ata binilir.


Neyse konumuz bu değil.


İ.kea'dan şu tencereyi aldım, büyük boyunu, çok memnun kaldım, tavasını da alacağım.

Tavsiye "olunur".

P.S. Yalnız sadece elde yıkanır diyor, ben makinada yıkadım dün, umarım birşey olmaz tencereme...

10.1.09

Saç ve kuaför sorunsalı çözüldü

Sayesinde.

Gittim, gördüm, test ettim. Tavsiye ederim.

31.10.08

İltihap ve keşif

Naznaz şu 4 senelik hayatının en kötü ortakulak iltihabını yaşıyor.

Aslında sanırım 27 ay boyunca anne sütü almasının da etkisiyle şu ana kadar hiç ciddi bir ortakulak iltihabı geçirmemişti.

Geçen pazartesi günü okuldan almaya gittiğimde kulağının ağrıdığını söyledi. Öğretmeni de ben de çok şaşırdık çünkü gün içinde öğretmenine hiçbir şey demediği gibi, keyfi de son derece yerinde i(di)miş. Ama arabaya bindirdiğimde hüngür hüngür ağlıyordu ve o gece korkunç geçti. Kuzum benim saatlerce ağladı. En sonunda bilmem ne zamandır ilk defa sallamak zorunda kaldım meleğimi, bir yandan da bebekken yaptiğım gibi mini mini bir kuş konmuştu şarkısını söyledim. Bebekken de bu şarkıyı söyler bir de poposuna pıtpıt yaparsam hemen uyurdu minik kuzum. Yine bebekken olduğu gibi kafasını göğsüme yaslayıp uyudu ama ağrıdan sürekli uyandı. En son saat kaçtı bilmiyorum, uyanıp sus istedi ve geçti anne kulağım deyip döndü uykuya daldı. Tabii ben mahvoldum sabaha kadar. Maşallah 19 kiloluk yavruyu sallamaktan kollarım ve boynum tutuldu.

Kulağı geçti ama geriye öksürük, burun akıntısı ve korkunç bir halsizlik kaldı. Miniğimi böyle hasta görmek beni çok çok üzüyor ama çok şükür bugün daha iyi. Okula gidemediğinden babaannesinde. Az önce konuştum, şu an uyuyormuş.

Diyeceğim o ki, önceden hiçbir evveliyatı olmayan (burun akıntısı gibi) ve akşam saatinde bir anda ağrıyla baş gösteren bu iltihaba ancak çok agresif bir virüs neden olmuş olabilir dedi doktor. Sanırım virüs gerçekten agresif zira antibiyotiğe çok karşı olan doktorumuz bu sefer hiç tereddütsüz verdi antibiyotik. Allah minişlerin hepsini böylesi agresif virüslerden korusun.



-----------------------------------------------------------------------------------------------



Gelelim keşfime...

Efendim, Germen ırkından gelen milletler bizim şokella onların ise nutella adıyla genellediğimiz ürünü sadece ve sadece ekmeğe sürerek (yani kaşıklama faaliyeti onlar için tanımlanamaz bir aktivitedir) ve hatta ekmeklerine önce tereyağ sonra nutella sürerek tüketirler.

Ben bunu ilk gördüğümde onların nutellayı kaşıklayarak yiyen bir Türk gördüklerinde şaşırdıkları kadar şaşırmıştım.

Daha sonra evimize misafirliğe gelen bir Alman arkadaşımıza (ki kendisinin kahvaltıda ona hiç sormadan tereyağ ve nutella ikramım üzerine mutluluktan neredeyse gözleri dolmuştu) bu tuhaf yeme alışkanlığının nedenini sordum.

Nutella çok tatlı ya, o tatlığı dengelemek için önce tereyağ sürüyoruz ekmeğimize dedi (ve ben de ondan sonra neden kaşıklama olayına karşı olduklarını anladım).

Lafı çok uzattım.

Nereden estiyse ben de geçen gün ekmeğime önce halis mulis kaymak sonra nutella süreyim bakayım nasıl olacak dedim.

Güzel oldu hatta akıllara ziyan derecede güzel oldu.

Çok kalorili ama zaten insan bir dilimde kesiliyor.

Tereyağ nutella birlikteliğine hala karşıyım ama kaymak-nutella benden 10 numara aldı.

Bu fikrimi en kısa zamanda Germen ırkına satıp kaymağa rağbeti arttırmayı düşünüyorum.

Ama ondan önce siz de deneyin bence.

Ve bu arada farkındaysanız aklım fikrim yemekte bu aralar.

28.8.08

İkea, evinizin herşeyi

Ben demiyorum bunu tabii, İkeacilar diyor...

Bizim İkea ile ilişkimiz ise biraz limoni.

Ben ufak tefek ürünlerini, ne bileyim patates püresi yapma aleti tarzı şeyleri çok seviyorum, günlük çatal bıçak takımım da oradan...

Ama mesala Nazlış'a bir çarşaf aldım, Allahım ütülemek ne mümkün, bir daha çarşaf alır mıyım bilemiyorum.

Hakan ise yatak odamızdaki banyoya aldığımız, montajı esnasında kendisine cinnet geçirten, duvara taktıktan 3 gün sonra kapağı bozulan dolaptan sonra İkea ürünleri hakkında burada yazamayacağım kelimelerden oluşan methiyeler düzüyor.

Onun için, İkea=kötü mal.

Ancak gelin görün ki Nazlış'ın büyük bir oyuncak mağazasının stoklarıyla yarışacak boyuttaki oyuncak koleksiyonunu muhafaza etmek benim için ciddi bir iş ve sorun haline gelince ve de evin her yerinden bir kutuda Nazlış'ın oyuncakları sarkmaya başlayınca, allem ettim, kallem ettim, Hakan'ı montaj için ikna ettim, tuttum yine İkea'nın yolunu, yaklaşık 2 sene önce gözüme kestirdiğim şu şekilde gördüğünüz dolabı aldım.




Montajı Hakan'ı çıldırtmadı.

Aşağıdaki renkli kutular dolabın iç tarafındaki raylar sayesinde dolabın içine çekmece gibi giriyor.

Netice son resimde görüldüğü şekilde oluyor.







Kutuların hacimleri oldukça geniş, Nazlış'ın oyuncaklarının büyük bir kısmını aldılar.
Kutuları çekmesi kolay, Nazlış oyuncaklarını artık gidip kendisi alıyor, "anne bilmem neyim nerede" sorusundan kurtuldum. Çekmecelere ellerini sıkıştırması ihtimali yok, zira araları epeyce bir boşluk.

Genelde birşeyden çok çok memnun kalmadıkça tavsiye etmemeye çalışıyorum, bundan çok çok memnun kaldım tavsiye ediyorum.

Çocuğumun oyuncaklarını nasıl muhafaza etsem diye düşünenlere duyurulur.


27.8.08

İmren Han


Gezi yazısı yazma konusunda çok başarılı değilim.
Zaten tatil anılarımız da o yüzden özet yayın şeklinde oldu.
Ama bu yaz başı Alaçatı'ya gittiğimizde burayı muhakkak yazmalıyım dediğim bir yer oldu.
Ama sonra unuttum gitti, blogunu çok severek takip ettiğim Moda Cadısı son yazısında buradan bahsedene kadar.

Ben de yine unutmadan hemen yazayım dedim.

Bahsettiğim yer,


Ben oranın sakızlı muhallebisinden tadana kadar ağzıma muhallebi koymazdım; yine de sadece onlarınkini yerim, o kadarını söyleyeyim.

Biz Hakan'la rahat edelim diye ablalar Nazlış'a öğlen yemeğini yedirdiler, Nazlı gık demeden yedi, bunu da ekleyeyim.

Yaz bitiyor ama hala Alaçatı'ya gidesi olan varsa, muhakkak uğrayın derim İmren'e. Yok artık seneye diyorsanız da, not alın, unutmayın...


Not: Resim kendi sayfalarından, ne iştah açıcı değil mi...

23.7.08

Seyrettim, beğendim

Adile Abla işi bırakınca yerine apartmanın kapıcısının karısı Elif gelemeye başladı.

Evde yabancı insan istememe halim yüzünden 15 günde bir gelmesine ancak razı oldum.

Tabii bu benim işimi katlıyor.


Hele şu aralar, her saniye kıymetli benim için.


Ben de mesala ütüye sadece bir gün ayırmaya karar verdim. Sadece bir günümü ütüye feda edeyim dedim.

Ama tabii istiyorum ki tamamı ile de ölmesin vaktim ev işi ile...


O yüzden kendime çeşit çeşit DVD'ler aldım ütü yaparken seyretmek için.


İlki bana geçen sene hasıl olan İran sineması merakının bir neticesi: Majid Majidi'nin Baran filmi.


Ben çok beğendim, çok saf bir aşkın hikayesi, çok etkilendim. Tavsiye ederim.

15.5.08

Bir Persepolis yazısı da benden...

Evet seyrettim.

Hayır dün gece Cnbc-e'de değil.

Film başladıktan 15 dakika sonra uyuyakalınca, bana birkaç hafta önce sonunda uyakaldığım Closer'ın nasıl bittiğini üşenmeyip tüm detayları ile anlatan sevgili Yasemin'e de "ne oluyor Yasemin filmin geri kalanında" diye sormaya bu sefer yüzüm olmayınca, bugün gidip DVD'sini aldım filmin.


Nazlış öğlen uykusunu uyurken seyrettim.
Film bu coğrafyadan gelen herkesi pek çok açıdan etkileyecek bir film, şüphe yok, ama beni en çok Marjane'nın bölünmüşlüğü etkiledi.

Avusturya'ya gittikten sonra yaşadığı ikilem, o muyum, bu muyum bocalaması.

Kendisi olmaya çalışırken arkasından sürükleyip getirdiği koskoca bir ülkenin Avusturya'ya ayak uydurmaya çalışırken onun elini kolunu bağlaması.

Sonra şu an okuduğum Şerif Mardin'in Bediüzzaman Said Nursi Olayı kitabından araştırmamla alakalı birşeyler çıkarmaya çalışırken altını, araştırmamla hiç alakası olmamasına rağmen, çizdiğim şu satırları hatırlamadan geçemedim:
"Hayatımızı şekillendiren kültürel çerçeveler kümesi içerisinde yeriz, içeriz, severiz, öldürürüz, düşünürüz".
İşte o yüzden de bazen ne oraya ne buraya ait olabiliriz.

Sonra aklıma Sudan'lı yazar Tayyip Salih'in geçen yaz büyülenerek okuduğum Season of Migration to the North* isimli masal gibi kitabı geldi. Biz doğuluların bu kültürel bölünmüşlükle yaşamaya nasıl da mahkum olduğunu anlattığı kitabı.


Bilmem öyle mi gerçekten, yani bölünmüşlük kaderimiz mi, ama ben hem Persepolis'te hem de Tayyip Salih'in kitabından bizden çok çok fazla şey buldum.

*Kitabın orijinali Arapça, ben İngilizce çevirisinden okudum ve sanırım kitap Türkçe'ye çevrilmemiş. Ya da ben bulamadım. Ama her halukarda kitabın ismini mecburen İngilizce bıraktım.