11.6.07

Geçen hafta ve sonu

Tatilin vermiş olduğu enerji olmasa, nasıl atlatırdım bilemiyorum diye tanımlayabileceğim bir hafta idi, geçen hafta....

Nazlı hastalandı. Ateşi çıktı.



Yemeden içmeden kesildi.



Ve yine nezle oldu.



Sanırım ben iyileştiğine kanaat getirip, alerji ilaçlarını kesince, alerjisi nüksetti.



Az uyudu. Az uyudukça yorgun düştü. Yorgun düştükçe sinirleri bozuldu ve bana yapıştı.



Bir hafta boyunca her yere ama her yere, kolları boynuma dolanmış 14 kiloluk bir insan yavrusuyla gittim ben.


O olur olmaz herşeye ağlayıp, eteğime yapıştıkça, benim de daha bir yemek yapasım, evle ilgilenesim geldi, aksilik bu ya...


Ama yılmadım, ümitsizliğe kapılmadım, sinirlerimi bozmadım, Hakan'dan gelip beni kurtarmasını beklemedim. Çünkü ben artık hayatın sırrına ermiştim.



Çok şükür, Nazlı haftasonu iyileşti. Onu babaannesine bırakıp, biz de evlilik yıldönümümüzü kutladık.



Pazar günü ise, bizim okulun mezunlar günü vardı.



Kızımızda bizle gelsin, arkadaşlarımız kızımızı görsün, kızımız anne ile babanın okulunu kalabalıkken görsün, anne ve babanın eğlencesine ortak olsun istedik.




Demez olaydık.


Nazlı çoştu.


Kalabalığı görünce feleği şaştı, sanırım. Ve şaşkınlığını azıp kudurarak ifade etmek istedi kendisi.



Trabzanlara mı tırmanmadı, ne için kurduklarını anlamadığım minik bir sahneye mi fırlamadı, kedilerin peşinden çalılıkların arasına, bankların altına mı girmedi...


Ne siz sorun, ne ben anlatayım.



En son, güney kampüsün kapısına çıkalım da eve bir an önce dönelim diye minibüs beklerken, kafama bir avuç toprak atarken anımsıyorum kendisini, ve onu minibüse bindirmek için adeta yerlerde sürüdüğümü... Ha bir de o esnada tam karşımda duran mezunlar derneği masasındaki arkadaşların bana dehşet içinde bakmalarını ve de muhtemelen "kadına bak, hem çocuğuna terbiye verememiş, hem de ona işkence yapıyor" diye düşünmelerini...


Size tüm bunları resimler eşliğinde anlatmak isterdim ama her zaman olduğu gibi fotoğraf makinası evde unutuldu çünkü fotoğraf makinasını almak benim sorumluluğum ve Hakan benim bir türlü hazırlanamayışıma kızıp "hadi hadi" diye tezahürat yaparken, aklımdan çıkıvermiş makinayı almak. Hakan akıl etseydi o zaman derseniz, olur mu, fotoğraf makinasını almak benim sorumluluğum diye yinelemek isterim, başka sorumluluğum yok ki zaten.



Neyse, siz o yüzden şimdilik, Nazlı ile benim okulda geçen sene çekilmiş resimlerimizle idare edin ve benim perişan halimi kafanızda canlandırın.

9 yorum:

anne dedi ki...

Ah canım ya.geçen hafta sonu bu buçuklukların azma kudurma günleriydi herhalde.öyle bir cumartesi yaşadım ki değil anlatmak hatırlamak bile istemiyorum!Ama Nazlı'nın iyileşmesine sevindim.Evlilik yıldönümünüz de kutlu olsun, nice yıllara hep beraber iyiliklerle girin:)

Adsız dedi ki...

slm cnm nazlıya gecmıs olsun tatıl donusu hst acılıs yapmıısnız larada aynen haftasonu hst gecırdı :( evlılık yıldonumunuz kutlu olsun nıce mutlu senelere yazdıklarınla bırebır yasamımız sanırım benımde the secrete ıhtıyacım var bugun aldım merak edıyorum bende bır mucızeye sebebeıyet verecekmı acaba dıye mesaı bıtsınde eve gıdıp bı cırpıda okumak ıstıyorum

nazlıya ve sana sevgıler
irem*lara

böğürtlengözün annesi dedi ki...

Nazlışa geçmiş olsun dilerim, atlatmışsınız gerçi çok şükür. Ananemin bir lafı vardır,
Bir çingene kadın demişki, çocuğumun hastalığına yanmam, huyunun değiştiğine yanarım.
Koca abi ablada olsalar, mutlaka her hastalıktan sonra huyları değişiyor miniklerin malesef. Bide dediğin gibi kalabalık bir ortama girince kendilerinden geçiyorlar, bizim Tolgiş hala öyle desem inanırsın dime :)
Şu fotoğraf makinası olayınada çok güldüm. Neden mi ? Çünkü bizdede makina ne zaman evde kalsa , neden ben makinayı almamışım, hiç öyle ince ayrıntıları düşünmez o sorumluluğu yerine getirmezmişim :) Hayır benim bilmediğim , bana ne zaman böyle bir sorumluluk yüklendi, valla haberim yok. Üstelik makinanın yeri belli, ben bir yandan kendimi hazırla, bir yandan oğlanı, bir yandan yanımıza yedek kıyafet v.s. toparla gibi sorumlulukları yerine getiriyorum ama en önmeli sorumluluk olan makinayı yeri belli olan çekmeceden almayı düşünemiyorum :) Hay benim düşüncesiz kafam...

böğürtlengözün annesi dedi ki...

Bu arada kitabı çok güzel anlatmışsın, bende öyle kitaplar falan okumam ama tavsiyen üzerine alıp okuyacağım...

Adsız dedi ki...

slmm www.blogcu.com/laram

laraya bikaç foto ekledim uzun zamandan sonra bekleriz

irem*lara

Annelog Atölye dedi ki...

:))Szie zor Nazlı'ya eğlenceli bir gün olmuş anlaşılan:)

Nihan dedi ki...

Oncelikle evlilik yıldönümümüzü kutlayan herkese çok teşekkürler.
Göksu'nun annesi,
Oluyor bazen böyle dönemleri, sabırlı olmak lazım ama çok kolay olmuyor her zaman.
Böğürtlengözün annesi,
Annem de söyler hep bu lafı. Ne yazık ki Nazlı yine hastalandı ve bu sefer huyu tam değişti. Zamane çocukları ne yazık ki o kadar izole buyuyorlar ki, kalabalıklar tuhaf geliyor onlara. Biz hiç böyle değildik.
İrem,
Lara çok şeker. Allah bağışlasın.
Annelog,
Aynen öyle oldu aslında.

denizanasi dedi ki...

biz de gecen tatilimizin ertesi korkunc 5 gün gecirmiştik. öksürmekten kusmaya kadar gitmişti olay. mızmızlık da üstüne tuz biber tabii..

ha tabii bir de annemin dırdırı :) günlerce çocugumu hasta ettiniz diye başımın etini yemişti.

fotograf makinasına özgü bir durum degil bence bu :) bu genelde "unutulan veya yapılmayan herseyden kadınlar sorumludur" un sonucu sanırım. veya kocaların koyduğu ve bizim de bilmediğimiz bir gizli kurallar listesi var:)
geçen sabah benim bücür saat 6 da kalkmaya karar verdi. kalkar kalkmaz da ısrarla süt istedi, ki ben ona o saatte ve yemek yemeden süt vermem. e haliyle mızmızlanmaya başLadı. sevgili kocamın ilk söylediği cümle şu :" kalk yap şu sütü. niye ağlatıyorsun?" bak bak bak..kocamın anayasında bu benim görevim. ama benim haberim yok :) oysa o işe gitmek için hazırlanmalıydı. zaten kalkacaktı. ben de " kalk kendin hazırla. " dedim. gün boyunca surat yaptı:)
diyorum ya onların işlerine nasıl geliyorsa oyle oluyor işte..


bu arada evlilik yıldönümünüz kutlu olsun.

Nihan dedi ki...

Sorma Denizanasi, Nazli tam iyileşti derken yeniden hastalandi. Çocuk da sıkıldı ben de...
Erkeklerin yapılmayan işlerin sorumluluğunu kadınlara atması konusunda çok haklısın. Benim kocam da mesala günde yüz kere benim yaptığım ama asla fark edilmeyen bir işi kendisi yaptığı zaman yüz kere bunu bana hatırlatır ve de ne güzel yaptım değil mi diye övgü bekler. Ama kendisi beni över mi? Asla...