10.10.07

Tarihi hafıza

Siyasetle ilgili yazılar yazmaktan mümkün olduğunca uzak duruyorum demiştim muhtelif kereler.

Hem, siyasetten burada olsun uzak kalmak istediğimden, hem de siz ne yazarsanız yazın birilerinin size karşı çıkma olasılığından dolayı. Karşı çıksınlar, çözümler çatışmalardan doğar doğmasına da, ne yazık ki biz karşı çıkma, tartışma olayını kavga boyutuna taşımaktan çok hoşlanan bir milletiz. Ben de blogumda kavga istemiyorum.

Ne var ki, dün televizyonda birşey seyrettim ve bu konuda sessiz kalmam mümkün değil. Hem de çok hassas bir konu olmasına rağmen.

TRT 2'de yayınlanan bir belgeselden bahsediyorum. Başını kaçırdığım için konu tam olarak ne idi bilmiyorum ama sanırım Birinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesi ve sonrasında Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanma planları idi genel çerçeve. Ama asıl odaklanılan olay Ermeni Techiri idi. Galiba amaç da Amerika'ya olayın iç yüzünü anlatmak.

Techir, soykırım, mezalim... Ne ad verirsiniz olaylara bilemem. Karşı tarafça anlatılanlara inanır mısınız, inanmaz mısınız onu da bilemem. Kişiden kişiye değişir bakış açısı.

Ama dün söz konusu belgeseli izlerken şunu fark ettim, bizim suçlamalar karşısında bu kadar hazırlıksız, ve hatta bu kadar savunmasız olmamızın sebebi o süreçte ne olduğunu bilmememizden kaynaklanıyor. Cahillikten, meraksızlıktan değil... Cumhuriyet kurulurken tarihi hafızamız "reset"lendiğinden. Yaşananlar yazılan resmi tarih ile birlikte silindiğinden. Kendimizi birey olarak, millet olarak tanımlarken, artık o yaşananların, hem karşı taraftan hem de bizden kaynaklanan olumsuzlukların, kavgaların artık bizim için bir önemi olmadığından.

Oysa Ermeniler için, düzeltelim, diaspora Ermenileri için, durum farklı. Onların varlık nedenleri, dünyanın dört bir yanına dağılmış da olsalar, onları bir arada tutan görünmez bağ, sözde soykırım iddiaları. Her sene 24 Nisan'da dünyanın farklı köşelerinde olsa da toplanıp, sözde soykırım için üzülürken ne kadar Ermeni olduklarını, ne kadar aslında içinde yaşadıkları başka millete ait olmadıklarını anımsıyorlar çünkü.

Başbakan Erdoğan, bilmem ne zaman, "hadi gelin beraber açalım arşivleri" dediğinde, buna yanaşmamalarının sebebi de bu. Yani bizim resetlenen hafızamızın geriye dönüş yapması, olanları bizim de anımsamamız, "bakın bu da bu da olmuştu" diye dünyaya ilan edip, kendi hikayemizi anlatmaya başlamamız, onların bugüne kadar kendi varlıklarına dayanak yaptıkları hikayeyi başka yönlere çekmemiz, ayaklarının altındaki sağlam yeri sarsmamız. Onları kendilerini, varlıklarını, kimliklerini sorgulamaya zorlamamız. Hatta tüm dünyanın tanıdığını bildiğini sandığı diaspora Ermenileri'ne bir de başka açıdan bir ayna tutmamız. Dünyanın da onları sorgulamalasına neden olmamız. Yani kutunun açılması, kötünün ortaya dökülmesi.

TRT 2'deki belgesel, tam olarak da bunu yapıyordu. Bakın diyordu, Ermeniler de bizi işte böyle katlettiler, asıl madur biziz, biz onları (o da kendimizi korumak için) sadece başka yerlere sürdük. Ölümler oldu ama şartlardan dolayı. Sistematik bir yok etme yok ortada. Ama onların bize yaptıkları (açık açık söylenmiyor ama) tam olarak da bu.

Anlatılanlara eşlik eden görüntüleri ise kelimelerle anlatmak mümkün değil. Tek kelimeyle kan dondurucu, tüyler ürpertici.

Bu mudur peki doğru yol? Kutunun açılması, kötünün ortaya dökülmesi mi? Biz herşeyi unutmuşken, olanları yeniden canlandırmak mı? Diaspora Ermenileri'nin savaş şartlarında yaşananları bu kadar unutmamalarından dolayı kendimizi haksız bir şekilde dört bir taraftan ateşle sarılmış halde bulmuşken, şimdi onların yaptıklarının aynısı yapmaya çalışmak doğru mu? Diaspora Ermenileri'nin bir türlü küllendiremediği ateşe bir tane kibrit de biz mi çakalım? Böyle mi çözülecek bu sorun? Peki ya, Türk halkı, Ermenisi, Rumu, Yahudisi, Çerkezi ve daha sayamadığım pek çok parçasıyla bir bütün olan Türk halkı nasıl etkilenecek bundan? TRT 2'deki ve benzeri belgeselleri seyredince, siyasetçilerimizin bu doğrultudaki söylemlerini dinleyince, "Ya sev, ya terk et" deme hakkını kendinde bulmayacak mı? Hrant Dink'i öldürenleri daha da haklı görmeyecek mi?

Bilmiyorum Elif Şafak'ın Baba ve Piç'ini okudunuz mu? Okumadıysanız okuyun, insanın kendini geçmişte olanlara dayanarak tanımlaması nasıl da yanlış , gerçek bizim bildiğimizden, bize anlatılandan nasıl da farklı olabilir görün.

Tarihi hafızamıza silenlere, resmi tarih yazmak uğruna olmamışı olmuş, olanı olmamış gibi gösterdikleri için kızardım ben hep. Ama dün onlara ilk defa teşekkür ettim, bizi sonsuza dek bir düşmanlığa mahkum, sürekli olarak bir düşmanlığı anımsayarak yaşamak zorunda bırakmadıkları için. İnsanın sürekli acıyla, nefretle, kinle yaşamasından daha kötü birşey düşünemiyorum çünkü...

8 yorum:

YILDIZNAF dedi ki...

Ben de bu konularda tartismayi sevmiyorum. Seni cok iyi anliyorum demekle yetinecegim.

YILDIZNAF dedi ki...

Ben de bu konularda tartismayi sevmiyorum. Seni cok iyi anliyorum demekle yetinecegim.

YILDIZNAF dedi ki...

Dun bir tanidik "Onlar biliyor biz bilimiyoruz. Bize niye unutturmuslar"dedi durdu. Ben de senin bakis acini ve kim unutturduysa ne kadar minnettar olmamiz gerektigini iki yanlisin bir dogru yapmadigini anlattim. Belki bilmek istersin diye dusundum, sacmalamisim gibi bakti yuzume. Bazilari senin benim gibi dusunmuyor malesef arkadasim. Ne aci...

Nihan dedi ki...

Yildiznaf,
Bundan birkac sene once Amerika'da yasarken, sozde soykirimla alakali bir konferansa gitmistim. Konferansin yapildigi salonu ararken onumden Turkce konustuklarini zannettigim iki kisi oldugunu farkettim. Tip itibari ile de bizim buralardan olduklari cok asikar olduklarindan, gidip Turkce "konferans ust kattaki salonda mi acaba" diye sordum. O iki kisiden birinin bana bakisini gormeni isterdim. Belli ki Turk degildi, Ermeni idi, bana sanki soykirimi bizzat ben kendi ellerimle yapmisim gibi resmen nefretle bakiyordu. Bana zar zor da olsa Ingilizce "evet ust katta" dedi, kendi aralarinda konustuklari, benim Turkce oldugunu sandigim dil ne idi bilmiyorum ama en azindan benim Turkce sorumu anlayacak kadar Turkce biliyordu. Konferans salonunda Turkler-Ermeniler ayri ayri oturdular, haremlik selamlik gibi. Konferans boyunca biz Turkler benim maruz kaldigim o bakislarin bin katina maruz kalarak oturduk. O zaman anladim ben, nefretle buyumenin diaspora Ermenilerini nasil etkiledigini. Ve cok uzuldum. Boyle bir nefretin hedefi oldugum icin kendi adima uzuldugumden cok, onlarin surekli iclerinde bu nefretle yasamak zorunda olmalarina uzuldum.
Bu sorun nasil cozulur bilmiyorum, ama bence dogru yol, yazida da dedigim gibi, bir savas esnasinda yasananlari tekrar canlandirmak degil. Adi uzerinde savas. Kotu ama olmus, keske olmasaydi. Biz burada Turkiye'de iyi kotu bir birlik olusturmusken, hele ki su son olanlardan sonra, (papaz cinayeti, Hrant Dink'in suikasti) ben izlenen bu politikayi son derece yanlis ve de tehlikeli buluyorum.
Herkes bizim gibi dusunse zaten, bu noktada olmazdik galiba. Gercekten de cok aci.

Cocukla Cocuk dedi ki...

aradığım yazıyı buldum, yazın duygularıma da tercüman olmuş kısmen, olanları unutan bir milletle bu nefretle büyüten diğer bir millet var karşı tarfalarda. dediğiniz gibi
Elif Şafak'ın romanında da bunu net olarak görüyorsunuz zaten.
çözüm ise ???

YILDIZNAF dedi ki...

Merhaba Nihan,
Aslinda insanoglu yalniz basbasa kalinca karsisindakini daha da bir sadece insan olarak algiliyor sanki. Ornegin, calistigi magazada rastlasinca kizima indirimdeki montlardan bulabilmem icin en az benim kadar caba sarfeden Ermeni komsum icin ben sadece bir insanim galiba. Ayni konferansta karsilassak kimbilir neler yasayacaktik. Ama karsilasinca birbirine gulumseyen iki nazik komsuyuz biz cok uzun zamandir, sevgiyle. Bir de isin bu tarafi var demek istiyorum...

Nihan dedi ki...

Cocuklacocuk,
Cozum ne gercekten acaba ben de bilemiyorum.

Yıldıznaf cok haklısın,
Ben bir sene Ingiltere'de, uc sene de Amerika'da yasadim. Her iki sefer de en yakin arkadaslarim hep Kıbrisli Rumlar oldu. Yedigim yemegi bilen, dinledigim muzigi anlayan bir onlar vardi cunku yakinimda. En zor gunlerimde de hep yardimima kostular. Hala da en yakin arkadaslarim arasinda sayarim onlari. Ne ben onlar icin Turk'um, ne de onlar benim icin Rum. Ama yine de ben hep bir duvarin, bir kendini savunmaya hazir olma durumunun varligini hissettim bu kadar yakin olmamiza ragmen. Belki de ben oyle hissettigimden onlara yansitiyordum kendi duygularimi, bilemem.
Aslinda tarih boyunca hep sorunsuz bir arada yasamadik mi, isin icine politika girene kadar birbirimizi sadece insan olarak algilamadik mi?

zerrin dedi ki...

bizimde ermeni akrabalirimiz var galiba turkiyede kalanlar turklerden nefret etmeyenler yada soykirima inanmayanlar,ama yurtdisinda yasayanlarda acik ve siddetli nefret var maalesef,okadar dolduruluyorki,acikcasi ben birileri tarafindan bilincli etkilendirildiklerini dusunuyorum,amacada malum israilin almanyaya yaptigini yapmak..nasilki almanya soykirimi kabul etti(ki hakikaten soykirim
)simdi her bmw mersedes audi satildiginda paranin bir kismi israile gidiyor..ermenilerin amacida soykirimi kabul ettirip turkiyeye para cezasi cikartmak..
ustelik nekadar aci biliyormusun burdaki public(devlet okulu gibi)okullarda ermeni soykirimi diye ayri ders konuldu,suan turkler bunun kaldirilmasi icin cabaliyor