15.5.08

Bir Persepolis yazısı da benden...

Evet seyrettim.

Hayır dün gece Cnbc-e'de değil.

Film başladıktan 15 dakika sonra uyuyakalınca, bana birkaç hafta önce sonunda uyakaldığım Closer'ın nasıl bittiğini üşenmeyip tüm detayları ile anlatan sevgili Yasemin'e de "ne oluyor Yasemin filmin geri kalanında" diye sormaya bu sefer yüzüm olmayınca, bugün gidip DVD'sini aldım filmin.


Nazlış öğlen uykusunu uyurken seyrettim.
Film bu coğrafyadan gelen herkesi pek çok açıdan etkileyecek bir film, şüphe yok, ama beni en çok Marjane'nın bölünmüşlüğü etkiledi.

Avusturya'ya gittikten sonra yaşadığı ikilem, o muyum, bu muyum bocalaması.

Kendisi olmaya çalışırken arkasından sürükleyip getirdiği koskoca bir ülkenin Avusturya'ya ayak uydurmaya çalışırken onun elini kolunu bağlaması.

Sonra şu an okuduğum Şerif Mardin'in Bediüzzaman Said Nursi Olayı kitabından araştırmamla alakalı birşeyler çıkarmaya çalışırken altını, araştırmamla hiç alakası olmamasına rağmen, çizdiğim şu satırları hatırlamadan geçemedim:
"Hayatımızı şekillendiren kültürel çerçeveler kümesi içerisinde yeriz, içeriz, severiz, öldürürüz, düşünürüz".
İşte o yüzden de bazen ne oraya ne buraya ait olabiliriz.

Sonra aklıma Sudan'lı yazar Tayyip Salih'in geçen yaz büyülenerek okuduğum Season of Migration to the North* isimli masal gibi kitabı geldi. Biz doğuluların bu kültürel bölünmüşlükle yaşamaya nasıl da mahkum olduğunu anlattığı kitabı.


Bilmem öyle mi gerçekten, yani bölünmüşlük kaderimiz mi, ama ben hem Persepolis'te hem de Tayyip Salih'in kitabından bizden çok çok fazla şey buldum.

*Kitabın orijinali Arapça, ben İngilizce çevirisinden okudum ve sanırım kitap Türkçe'ye çevrilmemiş. Ya da ben bulamadım. Ama her halukarda kitabın ismini mecburen İngilizce bıraktım.


Hiç yorum yok: