12.10.08

Güzel ve devamı

Ilık sonbahar havasında, deniz kenarında en yakın arkadaşla kahvaltı etmek güzel.

En yakın arkadaşla 22 senedir çok çok konuşup bol bol gülebilmek güzel.

İnsanın en yakın arkadaşının olması çok güzel.

İnsanın "git arkadaşına bu hafta çok yoruldun" diyen sevgilisi olması çok çok çok güzel.

Minik prensesin öğlen uykusundan annemi özledim diye her zamankinden önce uyanması güzel.

Prensesle saatlerce evcilik oynamak güzel.

Akşama evde hamsi yiyip, bira içmek güzel.

Evde ekmek pişiyor olması güzel.

Haftalık koşuşturmanın üzerine bu pazar akşamüstü de evde olmak en güzel.


Bu hafta gerçekten çok yoğundu. Dünyayı sarsan finansal kriz bizim evi de sarstı. Kocam iş yerinde nöbette idi bütün hafta. Her zaman onun desteği olmasa ne yaparım derdim ama bu hafta anladım ki onun yardımı olmadan ben bir hiçmişim. Haftasonunu zor ettim. Şimdi yeni raunda hazırım.

Ve bu sabahki kahvaltıdan not: Boğaz kenarında şu aralar çok popüler olan bir yere gittik arkadaşımla. Siparişlerimizden birisi eksik gelince garsona hatırlatayım dedim. Bana "salaksın herhalde" edasıyla bakan garson arkadaş "hanımefendi o istediğiniz hemen hazırlanmıyor bekleyeceksiniz biraz" dedi. Tepem attı "siz müşteriyle nasıl konuşulacağını öğrenin önce" diyebildim ancak. Oysa bu gibi durumlarda hep kendi kendime "en iyisi böyle yapmak" dediğim üzere, "kim sizin şefiniz deyip" durumu bence garson arkadaşın üstüne havale etmem gerekiyordu. Gittiğimiz yerin bu kadar popüler olmasının haklı bir sebebi olduğunu, müşteri ilişkilerine herşeyden çok önem verdiklerini varsayarak, garson arkadaşın davranışın kurumsal çerçevede değerlendirileceğini ümit ederek. Ama ne zaman çok sinirlensem aldığım kararlar gözümden silinir, ilk aklıma ne gelirse onu yaparım, dilime ne gelirse onu söylerim yine aynı şey oldu. Ve fakat bir daha oraya gider miyim, gitmem. Gel gidelim diyen herkese bu olanı anlatır mıyım anlatırım. Oranın kötü reklamını yapar mıyım, hem de nasıl...

Hiç yorum yok: