Hayata bakış
Yaz mevsimini hiç sevmem. Seveni de anlayamam bir türlü. Sıcaktan nefret ederim çünkü. Benim dayanabileceğim maksimum sıcaklık 25 derecedir ve dolayısı ile haziran ayı itibarı ile benim için hayat çok çok zor olmaya başlayacaktır. Ama bu yaz her zamankinden başka... Bu yaz her yazdan daha zor olacak gibi geliyor bana.
Çünkü bitirmem gereken çok iş var ama ben motive olamıyorum.
Öncelikle evde yapılması gereken bir sürü şey var, öyle bakıp duruyorum. Herkesin bana tavsiye ettiği gibi "eee kadına yaptır"amıyorum çünkü ne yazık ki ben de birine iş delege edip, onu idare etme yeteneği sıfır. O zaman ne oluyor, herşey bana kalıyor.
Okul çok yoğun. Kaç tane sınava girdim bilemiyorum. Haftasonları da dahil o sınav senin bu sınav benim koşup durdum. Bu sistemi hiç anlamıyorum, Amerika'daki okulumda sadece sorumlu olduğumuz derslere gözetmenlik yapardık. Burada mümkün olan her derse giriyoruz. 1 Haziran'da finaller başlayacak. Allahtan benim final programım hafif. Yani diğer arkadaşlara göre, yoksa yine 2 hafta içerisinde 15 sınava girmem gerekecek. En önemlisi kendi sorumlu olduğum dersin haricinde doğum iznine çıkan birinin finalini ben yapacağım, sınavlarını ben okuyacağım ve notlarını ben vereceğim. Bu 120 adet sınav kağıdı demek. Finaller bitince bitti mi, hayır bitmedi. Haziran ortasından Temmuz ortasına kadar okulda olmamız gerekiyor, nedenini yazmak istemiyorum, aklıma gelince bile sinirim bozuluyor.
En ama en önemlisi, Ağustos'ta Amerika'ya gidip tez komitemle görüşmeye çalışıyorum. Bu ben dahil 5 kişinin programlarını ayarlamam, buradaki dekandan normal iznim haricinde ekstra izin koparmaya çalışmam demek. Ama daha da önemlisi komiteme sunacağım kadar elle tutulur birşeyler yazmam demek. Yaz boyunca... Ha bir de Amerika'daki okulum için yaz okulunda internet üzerinden verilmek üzere bir "public course" yani isteyen herkese açık ders hazırlamam gerektiğini söylemeyi unuttum. O da oradaki dekanın "ricası". Mümkünse dersi buradaki bölümde de açtırmam gerekiyor. Bu da ne demek, burdaki bölüm başkanını ikna demek. Önce onun beni dinleyecek kadar konsantre olabileceği bir anı yakalamak demek.
Tabii, çocuk-koca ikilisi var; ilgi, şefkat, sevgi bekleyen. Günlük hayat var, yemek, işe yetişmek, çocuğu okuldan almak vs şeklinde devam eden
Bir de durup dururken girdiğim orta yaş krizi var (daha çok erken değil mi bunun için), gidip kozmetiklere minik bir servet yatırmama neden olan (bu konuda ayrıca yazmam lazım).
Tüm bunların neticesinde ne oluyor? Vücudum tepki veriyor (ne şekilde tepki verdiğini anlatmak istemiyorum ancak bununla baş etmek için yüklü miktarda hormon almam gerekiyor, o kadarını söyleyeyim), geceleri adam gibi uyuyamıyorum, gün içinde çok asabi ve sabırsız oluyorum, sürekli telaş içerisindeyim.
Morale ihtiyacım var. Biraz da hiçbir şey düşünmeden gezip tozmaya...
Ama şikayet etmemeye çalışıyorum, bu yazı da şikayet yazısı değil zaten, sadece kamuya açık durum tespiti. Yoksa herkesin hayatı kendine zor değil mi? Ne demiş Fransız atalarımız, c'est la vie. Haydi ben ev ahalisi ayaklanmadan günlük koşturmama başlayayım. Ben dahil herkese çok iyi bir hafta diliyorum...
1 yorum:
Yazıda geçen kelimelerin çoğu (sınav, tez, ders, Amerika...) bana yabancı. Fakat ben okurken neden her satırda kendimi buldum. Böyle bir tempo, yetişememe, bölünmüşlük hissi sadece bir "çalışan anne" de olabiliyor galiba :(
Kolay gelsin
Yorum Gönder