28.10.09

Haberler, haberler, haberler ve mim


Öncelikle doğumgünümü kutlayan herkese binlerce teşekkürler. 35'e merdiveni iyice dayayıp ve hatta son basamakları tırmanmakta olduğum gerçeğinin acısını bir nebze olsun hafiflettiniz.


Nazlı okul değiştirdi sonunda. Çalışmakta olduğumun üniversitenin mensubu olduğu eğitim kuruma it bir kolejin yuvasına yazdırdık kendisini. Ve bu durum benim inançlarıma son derece ters. Bir kere Nazlış'ı anaokulundan koleje yazdırmaya zinhar karşıydım ben. Küçük olsun bizim olsun, öğretmenine her türlü kaprisi yapabileyim diye küçük bir anaokuluna yazdırmıştık zaten en başta. Hep dediğim gibi 3 yaşında İngilizce öğrenmesindense öğlen uykusundan geri kalmaması daha önemli idi benim için. Ama gelin görün ki bu sene elimizde patladı "butik anaokulu" stratejimiz. Durum her geçen gün biraz daha vahimleşmeye başlayınca (mesala okulun ortaklarından biri köpeğini getirip okulun bahçesine bağlayınca ve ben bunu yemek yapan kadının ağzından kaçırması neticesi öğrenince), artık yeter dedim. Zaten "okul çok parlak değil ama olsun, A. Öğretmen için değer" diyebileceğimiz bir durum da söz konusu değildi artık. Şimdi gittiği okul, benim ideallerime ters düşmekle beraber, evimize çok yakın, inanması zor ama eski okulundan daha ucuz ve, herşeye rağmen, herkesten çok olumlu tepkiler alan bir okul.


Çaresiz, yepyeni bir maceranın içinde bulduk kendimizi. Yeni öğretmeni şeker bir kızcağız ama asla A. Öğretmen gibi değil. Hergün 2 saat İngilizce dersi, bilgisayar dersi, satranç dersi var. İngilizce öğretmeni, evde İngilizce konuşuyor mu diye sordu bana. "Neden konuşsun ki?" diyesim geldi, yuttum. Daha kurumsal bir okula gidiyor olması içimi rahatlatıyor, yani en azından kapıda güvenlik var ve her sabah saat sekiz buçukta başlıyor okul. Ama mesala öğlen yemeği menüleri eski okuldaki kadar sebze ağırlıklı değil, hergün meyve verilmiyor. Ben tamamlamak zorundayım artık bu eksikleri. Eskiden nasılsa okulda kerevizine kadar yiyor deyip, saldım bayıra yapabiliyordum. Ya da yemekten sonra sadece bir parça çikolata yemesine ses çıkarmıyordum. Şimdi yine sebze savaşlarımız başladı. Zira okulda kereviz bile yiyen Nazlı, evde en fazla biber dolması yiyor, sebze niyetine. Of ki ne of. Neyse bunu da hallediriz nasılsa.

Son haberim ise, yemek günlüğümü tekrar yayına soktum. Artık eskisi kadar veggie bir günlük değil ama hala zihni sinir tarifler ağırlıkta (olacak sanıyorum). Adı da değişti, bannerı da. Daha çok içime sindi bu hali. İddiam yok, amacım kendi uydurmalarımı, derlemelerimi, yorumlarımı not düşmek. Bu arada meraklılarına da ulaşabilirsem, Şam'da kayısı.

Ve şimdi mim (gerçi Bahar Karları'nın listesindeki annelikgünlüğü adı ile anılan kişinin ben olduğumdan tam olarak emin olamamakla beraber, alındım bir kere üstüme, yazıyorum).

Bloguna neden bu ismi verdin?

Blogum ismi, Nazlı'yı Büyütmek. Çünkü bu blogu açarkenki amacım Nazlış'ın annesi olarak yaşadıklarımı kaydetmekti. Sadece Nazlı ile ilgili olanları değil ama kendimle ilgili olanları da.

Blogumu yazarken olmazsa olmazım

Yeşil çay, ve sessizlik. 20 kişinin gürültüsünde tez yazabiliyorum ama Hakan bana bakarken veya Nazlı yanımdaysa günlük yazamıyorum. Sanırım özelime müdahale olarak görüyorum bunu. Ki bu da çok tuhaf, zira blogumu hiç tanımadığım insanlar da okuyabiliyor.

En son aldığım garip şey?


Dur bakayım vardır kesin, en azından mutfakla alakalı. Çünkü bayılırım böyle poşet çay sıkma maşası ya da yumurtanın sarısını, beyazından ayırma zamazingosu gibi şeyler almaya. Galiba en son olarak minik bir çırpma teli almıştım ama minik derken cidden minik. Nazlı sık sık el koymaya çalışıyor kendisine. Salata soslarını karıştırırken kullanıyorum. Hayatta çatal falan kullanmıyorum bu iş için.

Şeker gibi olduğum anlar?

Bu sabah mesala. Erkenden kalktım, belim için egzersizlerimi yaptım, kendime avakado ezmeli kahvaltı hazırladım (detayları çok yakında Zeytin Şekeri'nde). Önce yeşil çayımı, sonra kahvemi acele etmeden içtim. Yavaş yavaş hazırlandım. Ev ahalisi uyandığımda en şeker halimle karşımdaydım ki bu her sabah olan birşey değil. Sonra sevdiğim arkadaşlarımla, kardeşimle, annemle uzun uzun sohbet ederek yemek yediğim anlarda, çok sevdiğim birşeyi yerken, kesinlikle alışveriş yaptığım zaman, özellikle çok sevdiğim birisine hediye alıyorsam, pek bir şeker olurum. Ha bir de akşam Nazlış uyuduktan sonra Hakan'la günün değerlendirmesini yaptığım zaman çok sevimliyimdir. Onun haricinde pek şeker bir insan sayılmam. Öğrencilerime sorun bir, benim hakkımda söyleyecekleriniz sizi korkutabilir.

Arkadaşım artık sormayın dediğim şeyler?


Tez nasıl gidiyor, doktoran ne zaman bitiyor?

Aynayı bakınca gördüğüm?

Bir küçücük kız çocuğu.

Kendini okutan blog dediğim?

Akıcı yazılan ve samimi olan her türlü blog. Blog ne tür bir blog olursa olsun, kendimle blog sahibi arasında bir ortak nokta arıyorum. Ama arada çok alakasız bloglara takıldığım da oluyor tabii. Yemek bloglarında görsellik özellikle önemli.



* Fotoğraf için Nazlış'ın A. Öğretmen'ine çok teşekkürler.

2 yorum:

ruhdagı dedi ki...

İsimle değilde blog adı olarak listelemiştim. İstediğin gibi üstüne alınabilirsin :)

Avakado ezmeli kahvaltıyı merak ediyorum biline.

Sevgiler.

Anne ve Bebisi dedi ki...

Yeni okulu hayirli olsun Nazlis'in :)
Su ingilizce-bilgisayar-tiyatro-seramik vik vik vik :P meselelerini hic anlamiyorum :)