11.12.09

Çook uzun mim

Esra'cığımın davetiyle, şu ana kadar yazarken beni en çok eğlendiren mim aşağıda.  Uzundur, dikkat edin. 

1. Çocukluğumda anne-babam ve aile büyüklerimle yapmış olduğum ve beni ben yapan şeylere katkısı olan eylemler


Bir sürü var. Daha önce de bahsetmiştim, ben karman çorman bir aileden geliyorum. Yani babam Ankara’da doğmuş büyümüş ama sorsanız Ispartalıyım der. Annem Eskişehirli. Ben Ankara’da doğdum ama çocukluğumun önemli bir kısmı Denizli’de geçti ama hayatımın büyük bir kısmında İstanbul’da yaşadım vs. vs. Bu sebepten dolayıdır ki, ben çocukken çok ama çok seyahat eden bir aile idik. Denizli-Eskişehir, Denizli-Ankara, İstanbul-Denizli, İstanbul-Ankara, İstanbul-Eskişehir arasında sayısız araba yolculuğu yapmışızdır. Bu araba yolculukları asla ama asla müziksiz olmazdı. Ve dinlediğimiz müzikler de genelde hep babamın zevkini yansıtırdı. Yani TSM dinlerdik çoğunlukla. Ben daha küçücük yaşta orta halli bir assolistle yarışacak bir repartuar yapmıştım kendime bu sayede. Hala da bildiğimi bile bilmediğim şarkıları bilirim (nasıl bir cümle oldu bu?). Neyse efendim, sonra benim bu fena sayılmayacak TSM temelimin üstüne ortaokul itibarı ile klasik batı müziği eklendi. Okuduğum okulda, teneffüste koridorlar da bile çalan Germen müziği sebebi ile. Müzik derslerinde Sihirli Flüt, Hayvanların Karnavalı falan, bir de üstüne koroda geçirdiğim zaman eklenince oldum ben müzikal olarak karman çorman. Ama bu karışım ve her daim fonda (evde ve okulda) çalan müzik bende iki şeye sebebiyet verdi. Bir, müzik olmadan asla çalışamam ve iki, uzunca zaman inkar etmekle beraber, dinlediğim müzik muhakkak Türkçe sözlü olmalı ve mümkünse babamdan duyduğum müzikten birşeyler içermeli. Yani ucuz pop olmamalı, gerçek enstrumanlarla çalınmalı, bizim kendi müziğimizden tamamı ile kopuk olmamalı, ama batı enstrumanları ağırlıkta olmalı. Aslında buraya da post ettiğim şarkılarımından çok bariz bir şekilde belli oluyor babamın üzerimde bıraktığı bu etki.

Bir diğer şey ise, uzun pazar sabahı kahvaltıları. Bizim ailemizin vazgeçilmezidir. Bir sürü değişik şey yapılır, uzun uzun hepsi yenir, saatlerce sohbet edilir. Bol bol dedikodu yapılır. Evlendikten sonra buna hiç alışık olmayan Hakan’a bu alışkanlığımı empoze etmek biraz zaman aldı ama şimdi her pazarımız bu şekilde. Eğer annemlerdeysek, Hakan çaktırmadan masadan kalkıp koltukta uyukluyor (evet aşkım öyle, fark etmedim mi sandın?)

Ve bir tane daha. Ben politik olarak her daim bir fakir sahibi olmuş ve fikirlerini çok ateşli bir şekilde savunmayı seçmiş bir aileden geliyorum. Kendimi bildim bileli aile sohbetlerinin ana konularından biri siyaset olmuştur. 5 yaşında iken babama “baba biz sosyalist miyiz?” diye sormuştum, uzunca bir süre babaannemlerinin evinin duvarında asılı duran eski bir başbakanımızın resmini bir akrabamızın resmi sandım. Dolayısı ile siyasetten uzak suramayacağım çok aşikardı. Siyasetin fiilen içinde olmayı asla düşünmedim ama bilimini yapmayı, daha doğrusu yapmayı çalışmayı, bazen canıma tak dese de çok seviyorum.

Ve son. Annemle birlikte yazın hava sokağa çıkamayacak kadar sıcak olduğunda videoda (DVD oynatıcı yok daha) Türk filmi seyrederdik saatlerce. O gün bugündür Türk filmlerinin müptelasıyım. Ama 1970li yıllardan olacak, vurdulu kırdılı olmayacak, mümkünse T. Şoray-K.İnanır (T.Akan veya C. Arkın da olur); H.Koçyiğit-E.Hun (kendisini ne kadar sevdiğimi daha önce anlatmıştım) ikililerinin filmleri olacak. Bu arada yeri gelmişken, Sa.manyolu dizisine baktınız mı hiç? Nejat rolüne Ö. Deniz olur mu? 40 yaşında yahu o. Bir de saçlarını boyamışlar yaşı belli olmasın diye. Zülal rolündeki arkadaşı da hiç tutmadım. En fazla 2 haftalık daha ömür biçiyorum diziye.



2. Çocukken oynamayı en sevdiğim oyun...

Tartışmasız evcilik. Biz çocukken çok çeşit oyuncak bulunamazdı Türkiye’de. Bir dayımız vardı, annemin dayısı aslında, Almanya’da işçi olarak çalışırdı. O kardeşimle bana bir lego seti almıştı ki görünce aklımı kaçırıyorum sanmıştım. O legolarla ev yapar, minik insanlarını o evin için yatırır kaldırırdık kardeşimle birlikte. Genelde oyunun senaryosunu ben yazar, yönetmenliğini de ben yapardım. Sonra aynı dayı kardeşime bir tamir seti almıştı, gerçeği ile birebir aynı ama plastikten. Kardeşim takımın çantasını eline alır, hergün bizim sokaktan geçen tamirci amca gibi “tamircieee, muslukçuaaa, rezerveler yaparım bıdı bıdı (gerisini anlamazdık) tamircieee” diye bağırarak evin içinde dolaşırdı, ben de güya pencereden ona “tamirci, tamirci musluk bozuldu kaça yaparsın” diye seslenirdim. O da bana “5’e olur abla” derdi ve oyun böyle sürer giderdi.



3. Sokakta oynar mıydım?

Gökten taş falan yağmadığı sürece hergün. Annemin kardeşimle bana eve gelin diye bağırmaktan sesi kısılırdı. Su içmeye bile eve çıkmazdık. Suyu kapıcımızın karısı Ayşe Teyze’den isterdik (daha pet şişe icat olmamıştı). Hatta kardeşim erkek olmanın verdiği dayanılmaz hafiflikle küçük tuvalet ihtiyacını bile bahçede giderirdi (iğğğğrenç).



4. Çocukluğunuz ve ilk gençliğimle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay

Keşke müzik hocamı dinleseydim ve koroyu bırakmasaydım. Keşke ortaokulda da halk danslarına devam etseydim.



5. Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay

Lise 2’de bir sivil toplum örgütünün organizasyonu ile Almanya’da bir gençlik kampına gidebilmek için sınava girdim. Amaç farklı kültürlerden gençlerin birbirleri ile kaynaşması. Sınavı geçtim, bize gidebileceğimiz kampların bir listesini verdiler. Çeşitli kriterler var herkes onlara göre seçim yapacak. Bense gideceğim kampı ilkokuldan beri aynı okulda okuduğum, okulun bütün kızlarının ölüp bittiği yeşil gözlü İ.’nin seçimine göre yapmaya karar verdim. Seçim yapacak herkes bir odada sırasının gelmesini bekliyor. İ.’ye sordum, ben şuraya gideceğim dedi, ben de karar verdim, sıra bana geldiğinde ben de oraya gideceğim diyeceğim. Sonra tam karşımda oturan, sürekli sınavı 2.likle kazandığını ilan eden (ben 3. olmuştum) kıvırcık saçlı, koca gülüşlü çocuğa takıldı gözüm. Rakip okuldandı ve kendisini hiç tanımıyordum. Sürekli konuşuyordu. Hafiften kıl oldum. Sen nereye gideceksin dedim nedense, bana benim aklımda olan yerden bambaşka bir yer adı söyledi. Sonra sıra bana geldi, nereye gitmek istiyorsun diye sordular. Ven hiç bilmiyorum neden, ben kıvırcık saçlı çocuğun gitmek istediği yerin adını söyledim. Çocuğu bir daha kampa gidene kadar hiç görmedim. Ama içleri gülen gözleri, kıvırcık saçları ve kocaman kahkahası aklımdaydı sürekli. Kampa gidip de o gözleri, o saçları tekrar görüp, o kocaman kahkahayı tekrar duyduğum an olur ya hep tanıdığınız, çok iyi bildiğiniz birini seneler sonra tekrar görürsünüz, işte aynen öyle hissettim. Bu olay 1991 senesinde oldu. Ben o çocukla tam 17 senedir beraberim, 8 senedir evliyim, 5 senedir bence dünyanın en şeker çocuğunun ebeveynleriyiz birlikte İyi ki 18 sene önce ben daha 16 yaşındayken, nereye gitmek istiyorsun diye sorduklarında kıvırcık saçlı çocuğun dediği kampı seçmişim, yoksa kim bilir şimdi nerelerde olurdum.



6. Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı

Bir keresinde çok kötü bir şekilde merdivenlerden yuvarlandım. O yuvarlanma anını hala çok net hatırlıyorum ki herhalde en fazla 4 yaşındaydım. Kafam kocaman şişti, o kadar çok ağladım ki, ağlamaktan bitap düşüp, uyuyakaldım. Her neyse, o gün bugün çok dik merdivenlerden inmekten, çok dik yokuşlardan inmekten ve çıkmaktan çok korkarım. Hatta bu korkum yüzünden Küçük Bebek yokuşunda, ki neredeyse 90 derecelik bir yokuştur orası, arabasını stop ettirip tekrar kaldıramayan en yakın arkadaşım A.’yı ne halin varsa gör deyip kaderiyle başbaşa bırakmışlığım vardır. A. hala bunu anlatır.



Ben de çok eğlenceli bulduğum bu oyuna aramıza yeniden dönen Deniz’i ve Ruhdağı’nı davet ediyorum.

Siz de benim kadar eğlenirsiniz soruları cevaplarken umarım.

5 yorum:

Anne ve Bebisi dedi ki...

5. sorunun cevabi var ya, tuylerim urperdi, 2 kere okudum sil bastan :) Iyi ki diye kurulan cumlelere en guzel orneklerden birisi :))))

Tesekkur ederim katildigin icin, zevkle okudum :))

Anne ve Bebisi dedi ki...

Sosyalist miymissiniz sahi? :P

Nihan dedi ki...

Esra ben de yazarken çok duygulandım ne yaşan söyleyeyim. Ben de tekrar davetin için teşekkür ederim. Soruna gelince, babama bu soruyu sorduğumda anneme "Meraaaaaal bu çocuk bu saçmalıkları kimden öğreniyor" diye seslenmişti o kadar söyleyeyim. Hatta bir keresinde de dedeme ilk oyumu o zamanlar ne sosyalist olan partiye vereceğim demiştim de, valla adam kalp krizi geçiriyordu. Benim kanımdan biri nasıl olur nasıl olur şeklinde. Ben işim gereği objektif takılıyorum, desem acaba inanır mısın.

denizanasi dedi ki...

kıvırcık saçlı he:)) ama hatırladığım kadarıyla onlardan geriye pek birşey kalmamış:))adamın saçlarını da dökmüşsün:))

hmm ben de oturup biraz eskileri düşüneyim :)

k.i.s.d. dedi ki...

Herkes gibi ben de 5. cevapta kalakaldım. Kader dedikleri bu olsa gerek.