Normal doğurmak ya da doğurmamak
Geçenlerde okuduğum bir gazete haberine göre Sağlık Bakanlığı web sitesinde "sezaryenle doğum için annenin talebi yeterli değildir" demiş. Dayanamayıp araştırdım ve gerçekten de taslak niteliğindeki bir protokolde böyle bir ifadeye rastladım. Bunun ne kadar bağlayıcı bir ifade olduğunu bilmiyorum ama gerçekten de etrafımda sezaryenle doğum yapan annelerin sayısını gördükçe bu işte bir iş olduğunu düşünmeden edemiyorum. Ancak benim gözlemlediğim kadarı ile sezaryenle doğum sadece annelerin değil, doktorların da tercihi. Hatta normal doğum yapma konusunda son derece kararlı olan iki tane tanıdığımdan bir tanesi doğum başladıktan sonra ötekisi ise doğumun başlamasına ramak kala kendilerine doktorlarının normal doğum yapmalarının kendileri ve bebekleri açısından çok da sağlıklı olmayacağı yönünde telkinde bulunması sonucu hiç istemedikleri halde sezaryenle doğum yaptılar. Tabii ki doktorların yanlış karar verdiklerini, ya da hastalarını yanlış yönlendirdiklerini iddia edecek kadar ne bu iki olay hakkında bilgim var ne de tıbbi yetim ve zaten niyetim de bu değil ama demek istediğim şu ki sezaryenle doğumu tercih eden sadece anneler değil doktorlar da olabiliyor. Hatta bazı doktorların görüşüne göre sezaryen bazen anneden çok doktorun kolayına geldiği için tercih edilebiliyor.
Ben (Allah mecbur bırakmasın) ameliyattan, iğneden, anesteziden çok korktuğum için normal doğum yapmayı tercih ettim. İğne korkum yüzünde uzman doktorun epidural anesteziyi doğru düzgün yapmasına izin vermediğimden doğumum en normalinden oldu, yani doğum sancısını son ana kadar hissettim.
Dediğim gibi korkularım yüzünden normal doğumu tercih ettim ama normal doğumdan da korkmadım değil, özellikle seneler önce "doğum sancısı nasıl birşey" diye sorduğum zaman annem ve yengemin "ölüyorum sanıyorsun", "belin kırılıyor gibi oluyor" şeklinde verdikleri cevaplar hamileliğimin ilk zamanlarından itibaren çın çın kulaklarımda çınladı. Yani bir "kırk katır mı, kırk satır mı" durumu ile karşı karşıya kaldım ben.
Ancak her konuya "hayatta herşeyin bir çaresi vardır" inanışıyla yaklaştığımdan normal doğum korkumu yenmek için derhal gerekli önemleri almaya başladım. Hamileliğimin ikinci üç aylık döneminde yapmaya başladığım hamilelik yogası beni hem fiziksel, hem ruhen, hem de fikren normal doğuma süper hazırladı. Tabii yine canım Ay.şe Ön.er'in öğrettiklerini ve yaptırdığı hamile jimnastiğini de yabana atamam. Kendisinden fiziksel olarak hareketli olmanın doğumu kolaylaştırdığını öğrendiğimden (ve de zaten o zamanlar henüz bir spor manyağı olduğumundan) ilk üç aylık dönemden itibaren hergün aksatmadan bir saat yürüdüm. Neticede "doğumum çok kolay oldu, hiç sancı çekmedim" dememi beklemeyin çünkü diyemem. Yani tabii ki sancı çektim, çok da kolay olmadı doğum ama kendimi normal doğum olayına o kadar hazırlamıştım ki, vücudumun normal doğum yapmaya programlı olduğuna kendimi o kadar inandırmıştım ki, sancılar geldiğinde ne yapmam gerektiğini o kadar iyi biliyordum ki ve de doktorum Mu.rat Ça.rak o kadar cesaret vericiydi ki, ben de korku morku kalmamıştı ve o yüzden de çok şükür herşey çok yolunda gitti.
Netice itibari ile, ben şahsen, eğer sezaryeni zorunlu kılacak bir durum yoksa, normal doğumun "normal" olan olduğuna yürekten inanıyorum ve 10 kere de doğum yapsam 10'nunda da normal doğum yaparım diyorum. Ancak ne olursa olsun, bu konuda seçim hakkının yine de annede olduğunu düşünüyorum. Eğer normal doğum yapmak istemiyorsa kimsenin anneyi normal doğuma zorlayabileceğine inanmıyorum. Yani Sağlık Bakanlığı'nın çok da bağlayıcı olduğunu düşünmediğim bu ifadesine hiç katılmıyorum. Anneyi sezaryenin ve normal doğumun tüm avantajları ve dezavantajları konusunda aydınlatması gerekenler de doktorlar ki, bunu yaparken onların da gerçekten hastanın menfaatini göz önünde bulundurmaları gerekir diye düşünüyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder