19.2.07

Haftasonu

Cuma günü (cumayı da haftasonundan sayalım) anneannemiz geldi. Nazlış'ı okuldan almaya beraber gittik. Nazlı anneannesini görünce çok sevindi. Ona okulda yaptığı resmi gösterdi. Beraber biraz oynadılar. Sonra Nazlı uyudu, uyandı, biraz daha oynadılar ve anneanne evine gitti. Canım annem neredeyse iki senedir haftada iki kere karşı taraftan bize geliyor ve sanırım artık bunun yorgunluğuna dayanamıyor. Artık daha seyrek gelmeye başladı o yüzden ama sanırım bu sefer de Nazlı'nın hasretine dayanamıyor.

Cumartesi günü anneyle babanın izin günü idi. Hakanla uzun zamandır başbaşa birşeyler yapmamıştık. Nazlı'yı babaannesine bıraktık ve biz de ikimizin de çok sevdiği, çocukluğumuzun önemli bir kısmını geçirdiğimiz İstiklal Caddesi'ne gittik. Gitmek istediğimiz çok yer vardı, zamanımız da kısıtlıydı, o yüzden çok programlı hareket ettik. Önce ilk durak Zencefil'e gittik (bu arada denizanası Zencefil'in kapandığını yazmıştık birkaç ay önce, kapanmamış sadece sokağın karşı tarafına taşınmış). Orada öğle yemeğimizi yedik, sonra da (Allahım düşününce sürekli yemekle alakalı şeyler yapmışız) Hakan'ın deyimiyle koko atmak(yani kokoreç yemek) için Şampiyon'a uğradık. Ben tok olduğum için güya yemeyecektim ama içeri girince o kadar güzel koktu ki kokoreç ben de dayanamayıp çeyrek ekmeğe kokoreç yedim.

Sonra Nazlış'a davul almak üzere Kuledibi'ne doğru yola koyulduk. Nazlı'nın okulunda haftada bir kere müzik dersi oluyor ve Nazlı müzik derslerini çok seviyor. Son birkaç gündür de "Nazli bi tane de davul iştiyo pazaydan" diye sayıklayınca müziğe ilgisini daha da arttırırız ümidiyle ona bir davul almaya karar verdik. Hakan ona gerçek bir davul almak istedi ve kızıma Kuledibi'ndeki dükkanların birinden tam onun boyutlarına göre gerçek bir davul aldık. Ben çocuklar için yapılmış minik gitarlara aşık oldum ve onlardan da almak istedim ama Hakan Nazlı'nın o gitarlar için çok küçük olduğunu söyledi. Hakan'ın bunca senedir gitar çalması gerçeğine saygı duyarak onu bu seferlik dinledim ama sanırım ilk fırsatta alacağım kızıma o gitarlardan.

Bu arada Kuledibi'ne doğru yürürken İstiklal Caddesi üzerinde tam dört tane Starbucks ve bir o kadar da Gloria Jeans gördük ve ben bu duruma biraz üzüldüm. Yani öyle "batı kapitalizmi dışarı, yerel değerlere sahip çıkalım" inanışında bir insan değilimdir ama yine de caddenin orijinalliği bozulmuş gibi geldi bana sanki. Hele en son gördüğümüz Starbucks'ın Alman Kitabevi'nin yerine açıldığını sandım bir an ve az daha kalbime iniyordu. Mühlbauer'siz İstiklal Caddesi olmaz, nitekim Alman Kitabevi'ne de kısacık uğradık. Tek başıma olsam daha çok vakit geçirirdim orada ama Hakan'ı baymak istedim.

Ve dönüşte Burç Pastanesi'ne de uğramadan edemedik. Yine boğaz yine yemek ama Burç'tan profiterol yemeden olmazdı. Sonra da koşa koşa eve döndük zira kızımızı özledik. Hele bir de metroda Nazlış'ın yaşlarında bir kız çocuğuna rastlayınca özlemimiz iyice arttı ve Nazlış'ı babaannesinden almaya resmen koşar adımlarla gittik. Eve geldiğimizde Nazlış da dahil olmak üzere herkes pestil durumdaydı ve hepimiz bir güzel uyuduk. Nazlış uyanınca bol bol davulunu çaldı. Ondan çok ben çaldım gerçi davulu ve en sonunda Hakan isyan etti.

Pazar günü ise Nazlış'ın anneannemin deyimiyle eşref günüydü. Sabah uykusundan sonra hem o biraz dışarı çıkmış olsun hem de biz birer kahve içelim diye Profilo Alışveriş Merkezi'ne gittik ama bin pişman olduk. Bir saniye yerimizde oturtmadı bizi, ona aldığımız öğle yemeğini yemedi. daha fazla dayanamayıp eve dönmeye karar verdik ve yol boyunca vara yoğa ağlayarak hem Hakan'ın hem de benim sinirlerimizi ve sabrımızın sınırlarını test etti adeta. Eve gelir gelmez uyuttum hemen onu ama yine 1.5 saat boyunca kucağımda uyudu. Ben de yine kafaya taktım neden zaman zaman bu şekilde uyuyor acaba diye.

Neyse Nazlış kucağımda uyurken ve ben yarı uyur yarı uyanık halde "acaba bu gündüz uykularını nasıl tekrar düzene sokarız" diye düşürken Hakan bir tepsi vejetaryen bir tepsi de etli olmak üzere iki tepsi spesiyal pizzasından yaptı. Saat 4 gibi Bilgehan arkadaşım, kızı Eda ve eşi Gökhan pizza yemeğe geldiler (Eda'nın resmi aşağıda mevcut). Nazlış yine bir saniye yerinde durmadı ve ben kendi kendine uslu uslu oynayan Eda'ya çok özendim. Bir yandan yemek yemeğe çalışıp bir yandan pizza yemek istemeyen Nazlış'a makarna yapıp bir yandan sohbet etmeye çalışmaktan yorgun düştüm ve yine ne ne yediğimi anladım ne de ne konuştuğumu.

Ve bir haftasonu da böyle geçti. Nazlış bugün okula gitmek istemedi ben de onu okula götürmek istemedim nedense... Şimdi evde sakin birgün geçiriyoruz, tabii Nazlı ile günüm ne kadar sakin geçebilirse o kadar sakin geçiyor günüm. Ama dünle kıyaslayınca halime şükrediyorum...

3 yorum:

Binnur A. Ö. dedi ki...

Nihan tekrar merhaba
Parmaklık konusuna cevap verdim ama kendi sayfamda. Simdi vakitsizim ama senin siteyi sonra inceleyecegim. Nehir'e Nazlı kardeş geldi :)
sevgiler

denizanasi dedi ki...

zencefilin kapanmadıgını ben de sonra kardesimden ogrendim. ama yeni yerine gitmek mümkün olmadı. biz de pazarları mümkün oldugu kadar park bahcelere gidiyoruz. kapalı alanlarda cıldırıyor cunku..

Nihan dedi ki...

Bilmez miyim. Nazli da pazar gununu bize zehir etti. Ama cocuklar da hakli o kadar az acikhavaya cikma sanslari oluyor ki. Gerci Zencefil'in yeni yeri eski yerinden cok daha buyuk ve de ustu camekanla kapli bir de kis bahcesi var. Cok sigara dumani olmadigi bir saatte cocuklarla da gidilebilir.