14.2.07

Ondan bundan

Blog'uma en son yazmamın üzerinden yine bir aydan fazla zaman geçmiş. Günlerimiz o kadar dolu dolu geçiyor ki, çoğu zaman bilgisayarın başına geçecek vaktim kalmıyor bile...

Nazlı artık ciddi ciddi konuşuyor. "Anne Nazli pazardan Barney iştiyo", "Anne Nazli pazardan bi tane de böcek iştiyo" gibi cümleler kuruyoruz artık. Pazardan ne tür bir böcek istediği sorusunu şimdilik bir kenara bırakırsak, Nazlı'nın konuşmaya başlamış olması çok şeker olmakla beraber, benim ve babası için alışılması biraz zaman alacak yeni bir dönemin başlangıcı oldu (zaten çocukların hayatlarında bu dönemler asla bitmiyor galiba).





Herşeyden önce artık Nazlı birşey yapmak istemediği zaman açık açık söylüyor. Mesala doğduğundan beri neredeyse her akşam banyo yapan kızım zaman zaman "hadi Nazlı banyoya" dediğimizde bize "Nazli banyo iştemiyo" diye karşılık veriyor. Benim de içimden "yok ya ben sana banyo ister misin diye sormadım ki hadi Nazlı banyoya dedim" demek geçiyor ama tabii demiyorum, olmaz hiç uygun değil. Onun yerine ya sabır çekip gülümseyerek "peki ne istiyorsun o zaman" diye soruyorum ve "Nazli Barney iştiyo" ya da "Nazli uyumak iştiyo" gibi cevaplar alıyorum. Banyoyu genelde akşam uyumadan önce yaptığından uyumak istediğini söylerse "oh canıma minnet" diyorum tabii ki ama eğer Barney seyretmek istiyorsa ve uyku saati geldiyse bazen son derece nahoş durumlarla karşılaşabiliyoruz. Çünkü sanırım Nazlı şu "terrible two" yani korkunç iki denen döneme girdi ve benim aslında çok uysal bir çocuk olan kızım istediği birşey olmayınca çığlıklar atarak ağlayıp kendini yere atıyor. Dediği yapılana kadar da yerden kalkmıyor.


Alın işte yine zor bir dönem daha... Anneme göre sadece zamane çocukları dönemlere girip girip çıkıyor, biz hiç böyle dönemlerden geçmemişiz. Annem yanlış hatırlıyor desem, sanmıyorum, zira arkadaşlarımın anneleri ve kayınvalidem de annemi doğruluyorlar. Kayınvalideme göre şimdiki çocuklar folik asid bebeleri. Yani anneler hamileyken folik asid aldıklarından bebekler fazlasıyla bilinçli olarak doğuyorlar. Annem de bizim kundak çocuğu olduğumuzu, sopa gibi kundaklandığımız için özgürlükle çok geç tanıştığımızı söyledi geçenlerde. Oysa bizim çozuklarımız en başından beri özgürlermiş, o yüzden de böyle dediğim dedik olmuşlar. Ve canım arkadaşım Ayşegül'e göre de bizler sigara salağıymışız. Malum bizim anne babalarımız zararlarını çok fazla bilmediklerinden yanımızda sigara içerlerdi biz çocukken. Ayşegül "biz iyi bu yaşa kadar sağ salim geldik" diyor.



Sebebi ne olursa olsun, şimdiki çocuklar hakikaten bir başka ve bu girdikleri dönemler anne ve babalar için çok zor olabiliyor. Nazlış'ın bu dönemi de beni çok zorluyor. Konuşmaya başlamış olması değil, o çok güzel ve kızımın kendi isteklerini dile getirmesine nasılsa alışırım da istediği olmayınca kendini yere atması ve de çığlık çığlığa bağırması felaket.


Ha bir de gündüz uykusu sorunumuz var. Nazlı gündüzleri hala iki uyku uyuyor. Ama artık sabah uykuları çok kısaldı ki bu hiç önemli değil. Asıl önemli olan bazen sabah uykularını uyuyamadığında öğlen uykularını benim kucağımda uyumak istemesi. Ne zaman yatağına koysam uyanıyor ve eğer ben pes etmezsem 3 saat kucağımda uyumaya hazır. Çoğu zaman ben dayanamayıp yatağına yatırdığımdan uykusunu iyice almadan uyanıyor ve günün geri kalanında tam bir canavar oluyor. Nazlış'ın gündüz uykuları konusunda şu ana kadar hiç sorun yaşamadığımdan bu "dönem" de beni çok zorluyor.



Hayatımızdaki bu zorlu dönemlerin en kısa zamanda geçmesini diliyor ve Allah başka dert vermesin diyorum.


P.S. Resimde Nazlış'ın yanındaki prenses arkadaşım Bilgehan'ın 2.5 yaşındaki kızı Eda.

Hiç yorum yok: