Bugünlerde Nazlı ile aramız biraz limoni
Ve bu benim için kabul edilmesi çok zor bir durum. Çünkü ne olursa olsun ben Nazlı için her zaman en sevilen, yanına ilk koşulan oldum. Derdim Nazlı bir tek beni sevsin, en çok beni sevsin değil tabii ki. Sadece bu yeni duruma (yine yeni yeniden) alışmakta zorlanıyorum biraz.
Aramızdaki problemin ana kaynağı "disiplin". Nazlı her geçen gün biraz daha bağımsız olmak istiyor, dolayısı ile davranışlarının her geçen gün biraz daha disipline sokulması gerekiyor, bu da tabii ki benim Nazlı'ya sık sık "hayır" dememe, Nazlı'nın da bana kızıp kendisini kah yere atmasına, kah "babayı istiyorum" diye ağlamasına, kah-ki bu en son davranışı beni çok şaşırtıyor-bana vurmasına neden oluyor.
Ama okuduklarımdan, başka çocuklardan gördüklerimden de biliyorum ki çocuğun davranışlarına sınır koymazsanız, hangi davranışı kabul edilebilir hangisi kabul edilemez ona göstermezseniz çocuk eskilerin deyimiyle "arsız" oluyor, çocuk siz "hayır" dedikçe "hayır" dediğiniz davranışı tekrar ederek aslında sınırları, neyin hakikaten kabul edilemez olduğunu ve tabii ki en çok da sizin sinirlerinizi test ediyor. O yüzden de disiplin şart oluyor. Özgürlükle, şımarıklığın ve de kendini bilmezliğin arasındaki o ince sınırı disiplin belirliyor. Yani bize okulda sık sık söylendiği gibi "Disziplin, Disziplin über alles" oluyor.
Ben "kötü polis" rolüne böylesine soyunmuşken, Nazlı ile aramızın da limoni olması kaçınılmaz hale geliyor.
Yemekten önce çikolata mı yemek istiyor, "hayır" diyorum.
Çikolata yemesine müsade edince üç parça birden mi yemek istiyor "hayır" diyorum.
Ailece yemeğe oturalım diye koştura koştura tam Hakan'ın işten geldiği saate yemeği hazır edeyim, hem hep beraber yemek yiyelim, hem de Nazlış uyku saatine geç kalmasın diye uğraşmışken, Nazlı yemeğini alıp salona TV karşısına gitmek isteyince "hayır" diyorum.
Parkta bir kova kumu kafasından aşağıya boca etmek istediğinde "hayır" diyorum.
O kadar çok "hayır" diyorum ki, ben bile sıkılıyorum. Ama bunu kızımın iyiliği için yapıyorum. En zoru da her defasında "hayır" demenin Nazlı tarafından kolayca anlaşılabilecek bir şeklini bulmak zorunda kalıyorum ki Nazlı onu yapmak istediğinden neden alıkoyduğumu anlasın, bu davranış her ne ise onu bir daha tekrar etmesin.
Beni anlamadığında ya da (damarlarında dolaşan kandan mı, yoksa Oğlak burcu olmanın verdiği dayanılmaz hafiflikten mi bilemeyeceğim) anlamamak için direndiğinde ona ceza vermek zorunda bile kalıyorum*.
Ha bir de bütün gün evde olmadığından, bizim bu savaşlarımızı bilmeyen, ben ona ne yapmaya çalıştığımı ne kadar anlatmaya çalışsam da ya anlamadığından ya da (Nazlı'nın damarlarında dolaşan kanın kaynağı olması vesilesi ile) anlamamak için direndiğinden, benim yaptıklarımın tam tersini yaparak benim çabalarımı hiçe sayan babamız var ki, o başka bir hikaye.
Özetle, Nazlı ile aramız biraz limoni, bir müddet de böyle kalacak gibi görünüyor, ne yapalım anne olmak bazen kötü polis olmayı da gerektiriyor.
* Ceza derken "odana git cezalısın, şimdi git köşeye tek bacak üstünde dur ve yaptıklarını düşün" tarzı bir ceza kast etmiyorum ki bunu yapana da şahit oldum. Bence 2 yaşında bir çocuk için ağır bir ceza bu. Alman TV kanalı RTL'de çarşamba günleri yayınlanan "Super Nanny" isimli bir program var. Oradan gördüğüm bir cezayı uyguluyorum ki bu ceza yönteminin bir benzerini neredeyse Nazlış doğduğundan beri takip ettiğim şu journal'da da okumuştum. Önce çocuk yaramazlık yapınca onu yaptığı her ne ise ondan uzaklaştırıyorsunuz, benim "yaramazlık köşesi" adını verdiğim, journal'da "naughty spot" denen, TV programında ne dendiğini hatırlamadığım bir yere götürüyorsunuz. Çocuğu oraya oturtup yaptığının yanlış olduğunu söylüyorsunuz, neden yanlış olduğunu anlatıyorsunuz ve gelip sizden özür dilemedikçe oradan kalkmasına müsade etmiyorsunuz. Ama tüm bunları yaparken sert (ama azarlar gibi değil) ve kararlı bir ses tonu ve ifade takınıyorsunuz. Kalkarsa, geri oturtuyorsunuz. Biz başbaşa iken çok işe yarıdı bu yöntem. Dün nedense bana vuran Nazlı, kırık dökük konuşmasıyla gelip benden özür diledi ve ancak böylelikle parka gidebildi. Oysa bugün yine aynı şey tekrarlanıp da Nazlış'ı yaramazlık köşesine götürdüğümde, tabii hemen "baba baba" diye ağlamaya başladı, Hakan "gitme" dememe rağmen yanına koştu, ona "yaptığının yanlış olduğunu" anlat dediğimde de, Nazlış'a akşamları masal anlattığı ses tonuyla mırıl mırıl birşeyler söyledi. Tabii Nazlı da aptal değil, "hah" dedi "işte dişime göre bir av", yapıştı babasının boynuna, babasını onu yaramazlık köşesinden kaldırana kadar da bırakmadı. Gitti benim çabalarım yine çöpe. Yani anneler, galiba bebelerden önce babaları eğitmek gerekiyor. Haydi bakalım görev başına!!!
8 yorum:
Tüm saydığın sebeplerin arkasına Nazlı nın 2 yaş döneminde olduğunuda ekleyince işin bayağı zorlaşıyor :) Kolay gelsin.Bence kurallar koymaya, ve Nazlının kurallara uymaya çalışmasındaki çabanda haklısın. Ama kendinide çok fazla sıkma acısı senden çıkıyor sonra. Baba konusuna gelince, genelde babalar aynı hele bide sözkonusu kızları olunca :)Bizde babanın yanında,babanne,dede,anane olduğunuda düşününce sorma benim halimi.Ben şimdi kural koyamamamın verdiği sıkıntıyıda çekiyorum. Düşün benim oğlan hala tv karşısında , yada masadada olsa ağzına vererek yemek yemeğe bayılıyor. Büyüklerimize(!) göre neymiş ; büyüdüğünde,aklı erdiğinde sofraya oturup yerlermiş,bu kadar çocuk sıkılmazmış . Offf Off...
Neyse canım benim,sizinkide geçici bir dönem Nazlı da şu an hem kuralları öğrenmenin hemde yaşının verdiği kendini ispat etme halleri içinde olduğu için zorlanıyorsunuzdur. Ben kitabı almaya biraz geç kaldım ama bana göre güzel bir kitab tı. "Çocuğunuzla İşbirliği Yapabilme" Dilersen oku sende.. Hoşçakal.
bu minikler ne 2si doğduklarından beri kimi nasıl kullanacaklarını biliyorlar değil mi?Zor bir görev üstlenmişsiniz çünkü benim gördüğüm bücürler annenin "hayır"ını pek hayırdan saymıyor.sanki içten içe biliyorlar kendilerine en kıyamayacak dayanamayacak kişinin anne olduğunu.bizde bu "kötü polis"lik işi babişkonun.tabi tutarlı davranmak da çok önemli.anneanne ve dedesinin yanında "çuku istiyom!" diyen çocuk etrafta babası varken "alabilir miyim?" diyor.ama bunun için tam destek ve şüphesiz bir kararlılık şart!siz babayla biz dedeyle bu kararbozuculukları nedeniyle uğraşıyoruz:)zaman zaman hakikatten "terible2"bir de kendinizi çok yıpratmayın.bizimki karşısındakinin yıprandığını, sinirlendiğini gördükçe daha da canavarlaşıyor.şu kendini ispat evresinin kazasız belasız ve hemencecik atlatılması dileğiyle.hepimiz için:)
Bögürtlengözün annesi, anneanne degil ama babaanne derdi bizde de var. Daha dogrusu babaanneden cok dede. Dedemiz hic hayir diyemiyor torununa... Dedigin kitabi muhakkak okuyacagim.
Anne, tanistigimiza memnun oldum. Aslinda ben kotu polis olmayi kendim sectim cunku yapi olarak biraz daha katiyim ben babaya gore, bir de zaten babasini daha az goruyor ondan da baba kotu polis olmak zorunda kalmasin dedim ama cok hosnut degilim cunku su bahsettigim ceza olayini ne zaman uygulamaya kalksam Nazlisin dudaklari titremeye basliyor, evet ozur diliyor ama onun o halini gorunce de benim icim gidiyor.
Seni o kadar iyi anlıyorum ki, çünkü tamamı ile aynı şeyleri yaşıyoruz, ben kötü polisim, baba ise iyi polis.
Aşağıdaki konuda da sana katılıyorum, bu cehaletin önde gideni. Geçenlerde şirkette bir arkadaşa söylendim bu konuda. Sen dedim, cahil bir insan değilsin, bunun ne kadar tehlikeli olduğunu göremiyor musun? Nasıl koltuksu, arka koltukta çocuğu yatırarark gelirsin, aklım hayalim almıyor???
valla yine süper bir komuya değinmişsin. ben şimdiden ilerde yağmuru nasıl disipline sokarım nasıl hayır derim diye düşünüyorum ki bizim babamızın da sizinkinden kalır yanı yok. çok yumuşaktır ve ben kötü anne olmaktan kokuyorum. ama kızımın iyiliği için olurum gerekirse.
nazlıya öpücükler.
Asli, ne yapalim annelerin kaderi bu. Dusununce benim annem de hep kotu polis olmak durumundaydi bize karsi. Ve ben ona cok kizardim. Ama simdi ne kadar zor bir gorev ustlendigini anliyorum. Yine de kotu polis olmanin da bir adabi olmali. Oteki konu bence cehalet otesi birsey. Gecen gun okumus etmis fikirlerine cok deger verdigim bir aile buyugumuze "Nazlisi sirf servislerde emniyet kemeri takilmiyor diye uzak bir okula gondermeyi dusunmuyorum" dedim, bana "biraz kadere inanmak lazim" dedi. Yani tedbirsizligin adi neden kader oluyor ve ben niye kadere inaniyorum diye aptalca davranayim ki???
Pinar, Hakan bu yazimi okuyunca kotu polis olmaya karar verdi, ama simdi de abartti Nazlisa surekli kiziyor. Hakan'in bana boyle yardimci olmaya calismasi hosuma gidiyor ama kuzumun da uzulmesin tabii. Ben yine kotu polis olayim evde en azindan birisi onu simartsin ne yapalim. Ama cocuk disipline etmek zor ismis, insallah Yagmur uzmez seni, Nazlis yine bir suru cocuga gore uslu sayilir.
Merhaba, disiplin konusundaki yazılarınızı ilgiyle okudum, benim de 27 aylık bir kızım var.
Özür dileme konusunda şunu yazmak istedim: Bunun çocukta mekanik bir hale gelmesine sebep olmamak/ meydan vermemek daha iyi olur diye düşünüyorum. Tahminimce çocuklar başta istemeye istemeye ama sonra bir çırpıda sarf edecekler bu sözleri, anlam kaybolacak.
Bunu büyük olaylara saklamak daha iyi bir fikir olabilir.
Işıl, haklısınız. Nazlı da bu başlamıştı bile. Kızdığımı fark eder etmez hemen özür diliyordu. Ben sanırım artık bu özür dileme olayını Nazlış'ın özür dilemenin ne demek olduğunu anlayacağı yaşlara saklayacağım. Bu pozitif disiplin denen yöntemde zaten çocuğa kızgın davranmamanız gerekiyor ki bence bu yaştaki bir çocuk için en doğrusu bu...
Yorum Gönder