15.1.08

Yine yeni yeniden

Fark ettim de şu kısa blogger'lık hayatımda dönemlerim var benim.



Önce deliler gibi yazıyorum. Hergün, hatta gün de birkaç kere. Nazlı tuvalete gitse, burnu aksa, benim için yazma vesilesi oluyor.



Sonra yavaş yavaş duruluyorum. En önemli, en çok yazılası şeyleri bile es geçmeğe başlıyorum.



Sonra, yorumlara cevap yazamama aşaması geliyor.



Sanki milyonlarca yorum alıyormuşum gibi, zorlanmaya başlıyorum.



Bir önceki yazımda da dediğim gibi, yazı yazamamak, yorumları cevaplayamamak beni germeğe başlıyor.



Herkes benden yazı bekliyor ya...



Ama ben yaptığım işi had safhada ciddiye alan birisiyim. Bunu da kendimi övmek için söylemiyorum. Zaten hayatta en hoşlanmadığım şey "ben çok mükemmeliyetçiğim" vs. diye kendini öven insanlardır. Bırak da onu başkaları takdir etsin değil mi? Kaldı ki, eğer adına mükemmeliyetçilik diyeceksek, mükemmeliyetçilik, ya da bence ayrıntılara takılıp kalma, hayatı gereğinden fazla ciddiye alma, bir meziyet değil, ciddi bir arızadır. Asıl başarı herşeyi keyif alarak, eğlenerek, tadını çıkararak ama biraz da ucunu hafif hafif bırakarak yapabilmektir.



Ve bende ne yazık ki bu yetenekten bulunmamaktadır. Bu mahrumiyet, kendi isteğimle açtığım, kimsenin benden bir performans beklemediği bloguma bence gereken ilgiyi gösteremeyince, sinir yapıp, olay mahalinden hepten kaçmama, kendime kafaya takacak yeni alanlar bulmama sebebiyet vermektedir.



Uzun lafın kısası, yazma hevesim geri geldi. Aslıberry sayesinde tanıdığım (kendisine teşekkür etmeyi bir borç bilirim) Soulemama bana korkunç ilham verdi. Yani bir insan ikişer sene ara ile 3 (evet üç) çocuk doğurup, onları hiç yardımsız büyütebiliyor, ev işlerinin tamamını kendisi yapabiliyor, çocuklarının kıyafetlerini kendisi dikiyor, örüyor, yaptığı el işlerini sanal mağazasında satıyor, muhteşem yemekler yapıyor ve de tüm bunların üstüne hergün blog yazıyor ve hep gülümseyen fotoğraflar verebiliyorsa, benim de denge problemim çözülebilir demektir değil mi?



Özetle,

Nazlı 3 yaşını bitirdi. Okulda; akşam arkadaşlarla yemekte ve geçtiğimiz haftasonu aile arasında olmak üzere 3 kere kutlama ve yeni yıl hediyelerinin hemen üstüne gelen d.günü hediyelerinin ardından kendisinde hafif bir arsızlık baş göstermeğe başladı. Eve giren herkese "bana ne getirdin" diye sorar, ellerini açar hediye dilenir hale geldi.



Nazlı hala sürekli nezle halinde. O ilaç senin, bu vitamin benim derken, alerji tedavisinde karar kıldık. Umarım işe yarar.



Adile Abla işi bıraktı...




Not: Bu yazıyı yazıp da yayınlamayalı bile ne kadar uzun süre olmuş. Bu yazıyı yazalı beri bile ne kadar çok şey olmuş. Neyse, elimizdekini yayınlayarak başlayalım, sonrası inşallah gelir.

4 yorum:

denizanasi dedi ki...

:)))) hoşgeldinnn..
bizimde ilk cümlemiz bu " bana ne detirdin?" birşey getirmeyeni de kovuyor:))

Adsız dedi ki...

gerisi de gelsin, hoşgelsiiin :)

Adsız dedi ki...

çocuklar o yaşta o soruyu çok soruyorlar nedense bir süre sonra geçer merak etmeyin

böğürtlengözün annesi dedi ki...

Nihan hoşgeldin ve ne iyi ettin geldin. Nazlı nın doğum gününü kutlarım, nice nice senelere işallah sevdikleri ile. Okula başlamanın ilk senelerinde illaki oluyor hastalıklar, ama sonra zamanla vücut dirençleşiyor ve daha çabuk atlatıyorlar .
Hadi yeni yazılarını bekliyorum..