Bilemedim ne başlık koysam.
En son yazımın ne hakkında olduğunu hatırlamadığımı fark edince, yeni yazı yazmanın vakti gelmiştir artık dedim.
İlk olarak sobem. Kitapları benim kadar seven Deniz'den, kitaplar hakkında bir sobe.
En yakınımdaki kitabın 161. sayfasının 5.cümlesini yazacağım buraya.
Şu an okuldayım, dolayısı ile sağım solum kitap, en yakınımdaki ise Erbil Tuşalp'in Eylül İmparatorluğu isimli kitabı.
80 İhtilali hakkında. Kişisel saplantım. Bir arkadaşım sormuştu, ne alıp var senin bu ihtilalle diye. Doğru sadece 5 yaşındaydım-hatta 5 bile değildim. Ama kendimle alakalı net olarak hatırladığım ilk seyler hep ihtilalle ilişkili. Sokağa çıkamamak, babamın K.E. hakkında söylediklerini tekrar ettim diye babam tarafından azarlanmam, biz sağcı mıyız solcu muyuz baba diye sorunca, babamın gözlerinin yuvalarından fırlaması, değiliz, hiçbiri değiliz kızım diye, konuyu kapatmaya çalışması... Siyah beyazdı o zamanlar herşey sanki, bir de en net hatırladığım görüntü, kara kara bir takım insanlar, bir masanın etrafında, önlerinde silahlar, patlayıcılar, mekanik bir ses "bilmenenin örgüt evine yapılan baskında ele geçirilen...." diye haber veriyor bize. Oh diyorum içimden, kötü adamlardan bir kez daha kurtardılar bizi. Nasıl da başarmışlar kendilerini, yaptıklarını haklı göstermeyi, K.E.nin görev süresi bittiğinde, ki kazık kadardım o zaman, ne yapacağız şimdi korkusu sarmıştı beni bir parça da olsa...
"Bu bakımdan buradaki bilinç kelimesiyle buyurdukları şekilde kakafoniye vesile olunabilir" diyor kitabımın 161. sayfasındaki 5. cümle. Sözüm ona bir Atatürk Yasası tartışılırken konsey tarafından, bir üye bilinç kelimesinin halkta yanlış çağrışımlara, mesala bilinçlenmek, mesala onların dikte ettiklerinden daha farklı düşüncelere sapmak gibi, neden olabileceği korkusunu dile getiriyor ve diyor ki "bilinç yerine şuur diyelim Paşam". Bilinç yerine şuur diyelim o zaman. Ve bu konuyu kapatalım.
Kimler sobelenmedi bu oyunda takip edemedim o yüzden ben kimseyi sobeliyemiyorum bu sefer, biraz oyun bozanlık olacak ama. Bu sefer de böyle olsun.
---------------------------------------------
Çok yoruluyorum bu aralar.
Okul tatilde ama benim çokça yazıp, çokça okumam gerekiyor.
Daha da (ay ne meşhur oldu bu deyim) başka ne mutlu ederdi beni zaten, çok şükür halime.
Ama yorgunluk çok hırpalıyor beni gerçekten.
-----------------------------------------------
Kahve sever misiniz, ben çok sevmem aslında, yani kokusunu severim ama tadıyla kokusu bence doğru orantılı değildir, diye düşünürken, bir arkadaşım beni şununla tanıştırdı.
Çok çok tavsiye ederim. Bağımlısı oldum (ama sadece bir fincan içiyorum çünkü kahve benim metabolizmamı çok kötü etkiliyor).
-----------------------------------------------
Bir de yeni yeni keşfettiğim moda blogları var onları da yazayım, bilmeyenler, farkında olmayanlar için. Çoğu benim tarzım değil, ya da şöyle diyeyim, tarzları yaş olarak bana uygun değil, ama hepsi çok yaratıcı ve çok özgünler... Kızım kuzum da büyüyünce böyle olsun.
Eyes of me
Styleseeking Zurich
Strawberry Kitten
Sea of Shoes
Karla's Closet
Fashion Toast
Neyse daha fazla dağılmadan yazıma bir son vereyim. Bu arada ne zamandır Nazlış'ın resimini koymadığımı fark ettim, o da başka sefere inşallah...
3 yorum:
bak bende bu sabah düşünmüştüm yazmadığını.Ne iyi yaptın :)
aslında biraz güneş açsa şöyle cıvıl cıvıl günler geri gelse eminim o yorgunluk da gider :)
evet nazlışın resimlerini istiyoruz artık :)
Sana hediye bıraktım blogumda bir ara geçerken alır mısın?
Kahvelerimiz aynı markaymış hatta şu an içiyorum bile :)
Yorum Gönder