26.11.09

Dünkü yazımı müteakipen

Şunu belirtmek isterim, kocam, ortalama bir Türk erkeğine kıyasla had safhada yardımcıdır bana.  Yani ne bileyim, her akşam yemekten sonra bulaşıkları o toplar, sabah yatakları o yapar, Nazlış'ı o yıkar, bazen kendi çapında yemek yapar, haftasonları kahvaltıyı birgün ben hazırladıysam ertesi gün o hazırlar, vs. vs.   Zaten sanırım, babalarımız tarzı, çay getir, meyve getir, yatağımı hazır et tarzı erkek pek kalmadı.  Kaldıysa da ben çevremde göremiyorum.

Beni rahatsız eden nokta, neden ben onun bu yardımlarına müteşekkir olmak zorundayım? Ya da ben yaparken benim görevim olarak algınan işler, neden o yapınca, sanki dünyanın sekizinci harikasını bulmuş gibi algılanıyor? Ya da neden o bu işleri yapınca ben kendimi suçlu evet suçlu hissediyorum?

Sonra Esra'nın yorumu üzerine kafama dank etti.  Ne toplum, ne Hakan, ne annem... Bu işlerin aslen benim görevim olduğunu düşünen benim.  Öyle olunca her Hakan'ın bana her yardımı (yardım demek istemiyorum ama ne desem bilemedim) neticesinde kendimi ezik, görevini yerine getirememiş hissediyor, sonra aslında tüm bunların Hakan'ın da görevi olduğuna kendimi ikna eder ve bu ikna çabamı dışarı da yansıtırken buluyorum kendimi.  Ve her ne kadar bana her zaman yardım etme gayretinde olsa da, Hakan'a da bu hissiyatımı yansıtıyorum.  Yani, bunlar aslında benim görevim sen bana lütufta bulunuyorsun, hissiyatı.  Sonra da o bana, aynı şekilde karşılık verince, yani bunlar aslında senin görevin, ben sana lütufta bulunuyorum edasıyla (ama asla bunu bu kadar açık dile getirmeden, o kadar da canına susamadı kendisi), zıvanadan çıkıyorum.

Yoksa aslında bana kimse, doktorada ders alır, bir yandan da okulda çalışır ve günün 20 saatini koşuşturarak geçirirken sabahın altısında kalk kahvaltıya poğaça yap demedi.  Ya da ders sonra herkes birşeyler içmeye giderken, olmaz benim eve gidip yemek yapmam lazım, de de demedi.  Ya da, ben akşamları salata yemek istiyorum, kocamsa sıcak yemek, ne yapalım, o da kendi yemeğini kendisi yapıyor mecburen, diyen arkadaşım J.'yi kına da demedi.  Ya da, pencerenin vidalarına kadar çamaşır suyu ile evi temizle sonra çamaşır suyu kokusundan baygınlık geçir de demedi.

Ben seçtim bunu.  Çünkü doğrusunun bu olduğuna inandım.  Şimdi bekle ki bakalım kocan sana gelsin "aşkım bu evin bir yaşayanı olarak senin ne kadar sorumluluğun varsa benim de o kadar sorumluluğum var.  Ben bunları sana yardım ya da lütuf olarak değil, görevim olduğu için yapıyorum", desin.  Ama sonra tabii "ee benim hiç mi yok evle ilgili sorumluluğum, evin tamir işi olduğunda onun peşinde kim koşuyor, alışverişe kim gidiyor" muhabbeti var ki; ona da girersek, bu yazı uzaaar gider.  İyisi mi ben bu mezuyu şimdilik kapatayım.
Ama bu sabah kendisini limon sıkacağı elinde nereye tıksam diye düşünürken yakaladım.  Beni görünce, ben bunun yerini bilmiyorum diyerek, tezgahın üstüne attı sıkacağı.  Ben o an mutfağa girmesem, muhtemelen, daha sonra ihtiyacım olduğunda tavaların arasından falan çıkacaktı sıkacak (bir ara da boş sıkacağı buzdolabına koyardı canım benim).  Aşkım okuyor musun bunları, kızmadın di mi?   

İşte böyle...İnce işler bunlar.  İyisi mi daha fazla kafa yormayayım bunun üstünde.    Herkese iyi bayramlar.

Hiç yorum yok: