Vicdan azabı
Çekiyorum fena halde.
Cumartesi akşamı arkadaşlarla yemeğe gittik. Her zaman gittiğimiz bir yer ama bu sefer çok kalabalıktı, yan masayla resmen sırt sırta oturuyorduk. Üst kata geçelim dedik, bir baktık, adamlar yasağı delmişler, bir masa fosur fosur sigara keyfinde (şikayet edeceğim bugün, kılım evet, bence bu yasak bu ülkenin şu ana kadar başına gelmiş en iyi şeylerden biri, delmem, deldirmem). Hakan arabayı park etmeye diye gitti, yarım saatte anca geldi. Zaten önceden de biraz sinirlerim bozuktu derken, Nazlı'nın o dar alanda paslaşmaya çalışması, kızım otur, kızım kalkmalarıma bana dişlerini göstererek karşılık vermesi, her yeter artık Nazlı demelerime "öff kes sesini" vs. gibi cevaplar vermesi iyice tepemi attırdı. En son, oturduğundan beri elindeki puroyu yakmak için fırsat kollayan yan masa komşumuzun sandalyesini bininci kere ittirdi sanırım Nazlı, adamın ters bakışlarıyla beni muhattap ederek. Ben de en son söylemem gerekeni ilk başta söyleyerek, Nazlış'a onu ertesi gün uzun zamandır sabırsızlıkla beklediği okulunun yılbaşı kermesine götürmeyeceğim, dedim.
Ve arkadaşlar, Nazlı'da o saniye itibarı ile ipler koptu. Nasıl bir bağıra bağıra ağlama anlatamam. Çığlık kıyamet, Beşiktaş Çarşı'nın içerisinde ilerlemeye çalışıyoruz. Götüreceksin, gideceğim kermese, diye nasıl bağırıyor, resmen kendini paralıyor. Ben de sakin kalmaya çalışarak, sus eve gidince konuşacağız diyorum, ama Nazlı zıvanadan çıktı bir kere. Oysa sussa, ben yaptığım hatanın farkındayım, geri adım atacağım. Ama onun inadı tuttu, benim de ondan beter damarım tuttu. Nuh diyorum, peygamber demiyorum. Hakan gelip, Nazlış'ı benden uzaklaştırmak isteyince bu sefer de elleme, dokunma bana, yapmayın yapmayın diye çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Herkes ama herkes bize bakıyor, dışarıdan çocuğu dövüyor falan gibi görünüyoruz zira, ve Nazlı'nın tepkileri de bunu doğrular yönde. Arkadaşlarımız da ne yapacağını şaşırmış durumda. O sırada onların 7 yaşındaki, aramızdaki görünen o ki, en aklıselim şahıs olan, oğulları gelip Nazlış'a git annenden özür dile Nazlı, o zaman seni affeder dedi. O zaman Nazlı başladı çığlık çığlığa, özür dilerim annecim, ne olur gidelim kermese annecim, diye ağlamaya başladı. Benimse tek düşündüğüm Nazlış'ı susturmak, kızım sus diyorum, o daha da çok bağırıyor, Hakan duruma müdahale etme çalışmaları benim tarafımdan geri püsküldüğü için sonuçsuz kaldı. Çarşı'dan Beşiktaş Meydanı'na kadar Nazlı'nın annecim özür dilerim çığlıkları, benim onu susturma çabalarım, ve arada onu arabalardan falan korumak isterken kolundan çekiştirmelerim eşliğinde ilerledik. Sonunda Hakan benim sen karışma vs. dememe kulak asmadan kucağına aldı kuzuyu. O zaman sustu Nazlı. Eve gidene kadar ağladı. Eve gidince ona odasını toplattım, kitap okumadan yatırdım, ama uykuya dalmadan önce ona sımsıkı sarıldım, onu çok ama çok sevdiğimi söyledim. Hemen uyudu meleğim.
Cumartesiden beri kulağımda Nazlı'mın "annecim özür dilerim" çığlıkları bu olayı düşünüyorum ve düşündükçe vicdan azabım katlanıyor. Bence, Nazlı'ya kızmakta haklıydım. Çünkü restorandaki bana karşı davranışları kabul edilebilir türden değildi. Bir ara hatta beni ısırdı bile. Ama keşke daha restorandan bile çıkmadan, gerçekleştiremeyeceğim gün gibi aşikar olan bir ceza vermek yerine, eve gidinceye kadar bekleseydim. O zaman ona yanlışını daha sakin bir şekilde anlatsaydım ve daha makul bir ceza verseydim. Hakan deyimiyle olayları ben eskale ettirdim, doğru. Çocukla çocuk olup, sanki ben de 5 yaşındaymışım gibi inatlaştım. Otoritemi kötüye kullandım. En kötüsü, o annecim özür dilerim diye ağlar ve kollarını uzatıp onu kucağıma almamı isterken, ondan sevgimi esirgedim (ağlamak üzereyim şu an).
Tabii ertesi gün cezayı hemen geri alamadım, fena halde tükürdüğümü yalamak olurdu bu. O yüzden Nazlış'a bir daha bu şekilde davranmayacağına söz verirse onunla bir anlaşma yapabileceğimi söyledim. O da tabii hemen tamam dedi. Kermese gitme karşılığında bir hafta boyunca TV seyretmemeye çevirdik cezasını böylelikle. Bu bir hafta boyunca Nazlış'ın çok sevdiği Calliou ve Flash&Dash'ten mahrum olması demek ki bence çok daha adil bir ceza oldu bu.
Peki benim cezamı kim verecek? Sanırım, kızıma yeteri kadar şefkat gösterememenin neticesi olan vicdan azabı da benim cezam. Annecim özür dilerim çığıkları hala kulağımda kuzumun. Çok istiyordu kermese gitmeyi çünkü. Onunla aynı okula geçen ama farklı sınıflarda olduklarından hafta içi çok fazla görüşemediği en yakın arkadaşı A. ile doya doya oynamanın hayallerini kuruyordu çünkü bir haftadır. Neyse ki bu hayallerini gerçekleştirebildi en azından.
9 yorum:
çocuk büyütmek ne kadar zor... herşey ne yedi, ne içti değil işte... önemli olan böyle zamanlar.. olsun belki üzüldü belki sen de üzüldün ama herşey tecrübe.. eminim o bir daha böyle davranmayacak, sen de belki daha az çocuk olacaksın:) o oğlan çocuğu da beni kopardı bu arada:)
sevgiler,
Zor bu isler. Kimse mukemmel degil, oluyor illa ki boyle istenmeyen durumlar. Annelerimiz bosuna, "eve gidince sorucam ben sana" diye tehdid etmiyorlarmis bizi :) Hesaplasmayi eve birakmak daha makul oluyor sanirim :)
Uzme kendini bu kadar. Hepimiz insaniz, hepimiz zaman zaman, sonradan dusununce cok mantiksiz gelen seyleri, olay aninda kizginlikla, bile bile, inat ederek yapiyoruz iste. Sen cok iyi bir annesin. Nazli'ya sorsak eminim seni dunyadaki hic bir anneye degismez :)))
cheer up babe :)
Evet Yeliz haklısın. Şimdi dönüp bakınca, az yedi yemedi gibi sorunlara kıyasla bu tarz sorunları çözmek daha zor gibi geliyor bana da. Ama bence her dönem kendi içinde zor. Ben yine de bebeklik sorunlarını tercih ederim (ay bunu da dedim, annem büyükçe sorunlar da büyür derdi haklıymış, oysa bir zamanlar bana Nazlış'ı uyutmak dünyanın en mühim meselesi gibi gelirdi). Arkadaşın oğlu beni de öldürdü. Tecrübe konuşuyor ne de olsa.
Ayy Esra, duygulandırdın beni çok. İyi anne olayım isterim tabii, kim istemez. Ama benim asıl derdim, ben annemle aramda geçen bu tarz şeylerden çok olumsuz etkilendim. İlişkimizi de çok olumsuz etkiledi bu tarz şeyler. En büyük korkum aynı şeyin Nazlışla bana da olması.
Annelerimizden gorduklerimizi cocuklarimizda taklit etme riskimiz cok yuksek. Benim de, tekrar etmek istediklerim var; bugun bakinca cok dogru hareketler oldugunu gorudugum seyler; bir de kesinlikle son halkanin ben olmasini istedigim, cocuguma aktarmak istemediklerim :)
Evliliklerde-iliskilerde de ayni degil midir? Anne-babamizin evliligini yasariz kendi evliligimizde. Olumsuz noktalari iyi analiz edip, tekrar etmemeye kararli olmak ve uzerinde calismak lazim. Istenmeyen lekeler, biraz ugrasip citileyince cikiyor :)) Tecrubeyle sabittir :)
bunu ben de çok sık yaşadım. keç kere resmen sürüyerek götürmek zorunda kaldım. etrafımdaki insanlar durup bizi izlediler resmen. korkunçtu. hatta bir keresinde alışveriş merkezinin otoparkındaki 2 mtlik bir güvenlik görevlisi bile adamı zaptedemedi!
kilitleniyor resmen. neyse şu sıralar biraz daha azalmış durumda. ben de her defasında senin gibi kendimi sorguluyorum. hatta eve geldiğim zaman bazen ben de ağlama krizine giriyorum. çünkü sinirlerim laçka oluyor, tansiyonum falan düşüyor.
ama haklısın. orda ona bu cezayı vermemeliydin. bu hatayı da ben çok yapıyorum. tükürdüğümü de misler gibi yalıyorum :(
sonuçta bunlar da geçecek. böyle bastırarak birşeyler elde etmeyi sanırım okuldaki diğer çocuklardan öğreniyorlar.
yılbaşı kermesinde iyi eğlenceler:)
Amanın!!!
Geçmiş olsun diyeyim öncelikle.
sonra... bu gibi durumlarda akl-ı selim nerede ise çıkmalı yerinden. Durup bir saniye... Benden bağımsız olsun, büyüsün de o oynarken rahat rahat resim yapayım diyorum amaaaaa yaaa ama var işte... Bunlar yaşanması gereken şeyler sanırım. Karşılıklı bir büyüme eylemi söz konusu olan. Nazlı belli ki kontrolünü kaybetmiş. Bir dahaki sefere teşhisi koyup daha kendinden emin davranman için bu tecrübe gerekliymiş.
En önemlisi - vicdan azabı yaşamanı anlıyorum. Nazlı hatırlamıycak ve affetti bile, üzülme sen:)
Nihan üzme kendini! İnsanız sonuçta. Bizim de hata yapmaya hakkımız var. (bunu diyerek kendi vicdanımı da rahatlatmaya çalışıyorum) Ne yazık ki ağlama krizlerini yönetmekte ben pek başarılı değilim. O ağladıkça sinirlerim altüst oluyor, sarılıp sakinleştirmem gerekirken ben sert ve soğuk bir ses tonuyla konuşarak onu delirtiyorum. Sesimi yükselttiğim bile oluyor, offf :( Domino etkisi...
Ama eninde sonunda sarılıyoruz :) Öpücükler, seni seviyorumlar.
Hem aranızda yaşanan ufak bir tatsızlığı bu kadar detaylarıyla analiz edip, kendini acımazısca eleştirmen senin çok iyi bir anne Nazlış'ın da çok şanslı bir çocuk olduğunun en açık kanıtı bence.
Sevgiler
oof of bunların dönemleri hiçmi geçmeyecek .benimde bu tür durumlardan çıkarttığım ders fazla taviz vermemek dışarıda olayı kısa kesmeye çalışmak ki bu çok zor oluyor ve küsmek evet basitçe küsmek *benimle konuşma beni çok üzdün' bizimki hemen yelkenleri suya indirip özür üstüne özür diliyor bende affediyorum ama bugün affetmedim bir ders vereyim dedim ve olay daha da büyüdü üstüne kötü anne oldum babaya şikayet edildim yere kapaklanıp dahada çok ağladı şaşırdım kaldım.bence kendini fazla üzme böyle böyle büyüyorlar .
*ben anneceyim yeni yerime beklerim:)
Yorum Gönder