Yıldönümü
Yıldönümlerini sevmiyorum, şu an fark ettim. Zamanın ne çabuk geçtiğini hatırlatıyor bana.
Bugün Austin'den İstanbul'a kesin dönüş yapmak üzere dönüş yoluna geçmemin yıldönümü. Kaçıncısı olduğu mühim değil.
Hakan doktorasını bırakmaya karar verip, 3 ay önce dönmüş, kendine iş bulmuş, oturacağımız evi ayarlamış, beni bekliyor.
Ben yeterliliğimi geçmişim, araştırma teklifimi yazıp savunmuşum, bölüm tarihinin doktorasında en hızlı ilerleyen öğrencisi ünvanını almışım, seneler sürecek bir maceranın başında olduğumu bilmeden.
Kimseden yardım isteyememe huyum neticesinde, evi tek başıma kapamaya kalkıyorum.
Eşyaların büyük bir kısmını ve arabamızı Hakan gitmeden önce satmışız. Bu önümüzdeki 3 ay boyunca evin tek bir odasında bir yatak, bir sehpa (ki aynı zamanda çalışma ve yemek masam) ve bir TV ile yaşayacağım; her yere otobüsle gitmek zorunda kalacağım, otobüslerin çalışmadığı tatil günlerinde birilerinden gitmek zorunda olduğum yere beni götürmelerini rica etmek zorunda kalacağım anlamına geliyor. Yani çok zorlu bir 3 ay. Kapısını bir omuz darbesiyle benim bile açabileceğim Hakan'la beraber ilk yuvamız olan o apartman dairesinde, neredeyse hiç uyumadan, TV'yi ses olsun diye hiç kapatmadan bir 3 ay geçiriyorum. Dedim ya, birinden yardım istemek benim için çok zor diye, tatil günlerinde evde oturuyor, olmadı her yere yürüyerek gidiyor, ya da 2-3 saatte bir geçen haftasonu otobüslerini yakalamaya çalışıyor, kaçırırsam saatlerce karanlık bir durakta tek başıma beklemek zorunda kalıyorum.
Allahtan beni çoktan çözmüş olan arkadaşlarım var. Her zaman minnet duyacağım, Kıbrıslı Sakis ve Katerina ve de Karslı M. ve karısı P. Ben istemeden gelip beni alıyorlar, alışverişlerime yardımcı oluyorlar, halimi hatırımı soruyorlar, Hakan'nın Türkiye'ye döndüğü gün, midemde koca bir yumruk, kafamda "ne olacak şimdi" sorusu ile dolaştığım o kara gün, sırf ben ağlamayayım diye bütün gün küçük penceresiz ofisimde benimle beraber oturuyorlar.
İşte kalan bir kaç parça eşyamı bizim sitede oturan Z.'nin evine kendi kendime taşımaya kalktığım Austin'deki o son günümde de P. ve M.'yi kapımda buluyorum. Gelmeyin dedin ama biz geldik, diyorlar. Karınca gibi bir bir taşıyoruz, yatağımı, elimizdeki kısıtlı imkanlara rağmen en güzeli olsun diye kılı kırk yararak seçtiğim tabaklarımı, şarap kadehlerimi, Türkiye'den getirdiğim kırmızı kahve fincanlarımı Z.'nin evine. Benim olan artık Z.nin oluyor. Noel olduğu için sokaklar bomboş Allahtan ki, yoksa herkes görecek yatak şiltesini nasıl da M.nin arabasının üstüne Türk usulü bağladığımızı.
Nasıl teşekkür edeyim arkadaşlarıma bilemiyorum, onları güzel bir Noel yemeğine götürüyorum. Noel, her yer kapalı, kimse restoranda yemek yemiyor o gün, herkes evinde ailesiyle ama biz her zaman açık olan Katz's'a gidiyoruz çünkü sahibinin hemen hergün TV'de çıkan reklamlarında dediği gibi Katz's never closes.
O gece de hiç uyumayacağımı bildiğimden, P.nin benim için hazırladığı yatağa yatmıyorum. Sen bana TV'nin karşısındaki kanepeyi ver diyorum, 3 aydır bu haldeyim ben.
Sonra 3 senedir biriktirdiğim herşeyi veriyorum yer hostesine, biniyorum uçağa.
Hakan, annem, babam, Hakan'ın ailesi, hepsi çok mutlu oluyorlar beni gördüklerine...
Benim aklımda ise hep aynı soru "ne olacak şimdi"?
Sonra Hakan bana yeni evimizi gösteriyor,
Sonra yeni evimize taşınıyoruz,
Sonra ben hamile olduğumu öğreniyorum,
Sonra bebeğim doğuyor,
Sonra ben hala "ne olacak şimdi" diyorum,
Sonra galiba hayatımın kontrolünü biraz kaybediyorum,
Sonra bebeğim hızla büyüyor,
Ben bir türlü kendi hayatıma dönemiyorum,
Herkes bana "eee ne olacak şimdi" diyor,
Ben de bilmiyorum ki,
Derken, bir bakıyorum bebeğim 3.5 yaşına gelmiş bile,
Ben özel bir üniversitede çalışmaya başlıyor, tez danışmanımın inanılmaz anlayışı sayesinde doktorama tekrar geri dönüyorum.
Hayatımın kontrolü yavaş yavaş benim elime geçiyor.
Derken, bugün Austin'den dönüşümün bilmem kaçıncı yılını kutluyor, onunla oyun oynayayım diye beni bekleyen kızım dizlerimin dibinde, bu yazıyı yazıyorum.
Zaman gerçekten de ne çabuk geçiyor. Bütün bunlar hangi arada derede oldu bitti, ben bile bilemiyorum.
2 yorum:
Keyifle okudum yazını, ben hep 'dur bakalım şimdi ne olacak?' diye yaşadığımdan olsa gerek ;) Senin bilerek beklediklerin ve yaşadıkların rahat ettirdi beni. Sevgiler Nihan
Sizden yorum almak da beni çok mutlu etti. Çok seviyorum blogunuzu. Size de sevgiler.
Yorum Gönder