12.2.08

Taran Baba, ne senle ne de sensiz...

Kayınvalidemin kendisinden bir buçuk yaş büyük ablası ve 7 yaş küçük kardeşi ile alakalı çok eğlenceli hikayeleri vardır (zaten böyle eğlenceli hikayeler hep kalabalık, bol çocuklu evlerden çıkar. Bunları düşününce bir yanım-anaç ve domestik olan-diyor ki, boşver herşeye, yap hep hayal ettiğin gibi 2 tane daha çocuk. Ama diğer yanım-kendi ayakları üzerinde duran 21. yüzyıl kadını olan-hemen ötekine mani oluyor, peki ya ben, ya ben, benim isteklerim, benim kariyerim, bıdı bıdı diye. Kendimi bir yanında onu kötülüğe teşvik eden kötülük meleği, diğer yanında ona iyiliği telkin eden iyilik meleği ile Donald Duck gibi hissediyorum).

Her neyse, işte bu hikayelerden biri Taran Baba hikayesidir.

Taran Baba kayınvalidemin rahmetli annesinin en küçük çocuğu olan oğlunu uyutabilmek için uydurduğu hayali bir karakterdir.

Kayınvalidemin kardeşi sözde çok korkunç bir şahsiyet olan ve çocukları kah kaçıran kah yiyen Taran Baba'nın geldiğini duyunca hemen uykuya dalmaktadır.

Kayınvalidemin annesi birgün oğlunu biri henüz 10 diğeri de 12 yaşında bile olmayan 2 kızına emanet eder ve gider (dehşet verici değil mi, insan o yaşta 2 çocuğa nasıl küçük çocuk emanet eder. Ama 3 çocuk da başka türlü nasıl büyür, o da ayrı hikaye).

2 kız, kardeşlerini uyutmaya çalışırlar, başarılı olamayınca Taran Baba ile korkuturlar, ancak ufaklık bu sefer Taran Baba hikayesini yutmaz.

Bunun üzerine ablası ufaklığı ayağında sallarken, kayınvalidem üzerine bir çarşaf örterek güya Taran Baba kılığına girer, ablası kardeşine uyu bak yoksa Taran Baba geliyor deyince "uuuuuuuu" diye bağırarak odadan içeri girer.

Ufaklık biraz korkar gibi olur ama yine de uyumaz. Bu korkutma seansı birkaç defa daha tekrarlanır, en sonunda ufaklık kalkar oyuncak tabancasını alır, tabancanın demir kabzasını "uuu" diye kafasında çarşafla odaya giren kayınvalidemin kafasına olanca gücü ile geçirir. Tabii kayınvalidem feleğini şaşırır.

Ben de bu hikayeyi her dinlediğimde çok gülerim.

Bu hikayeye gülerim gülmesine de, tahmin edersiniz ki, küçücük bir çocuğun tazecik hayal dünyasını, sırf uyusun diye, inlerle, cinlerle ve de canavarlarla doldurmayı asla onaylamam.

Hayatta yapmam, yapanı da kınarım...

Derken...

Arkadaşlar, şu an öyle bir durumdayız ki, kendi Taran Baba hikayemi uydurmama ramak var.

Zira Nazlı canımıza okuyor.

Bir süredir kendisine yanında bizlerden biri olmadan uykuya dalmasını öğretmeğe çalışıyorduk.

İlk başlarda başarılı da olmuştuk.

Uyku hazırlıklarından sonra, ona önce kitap okuyor, sonra masal anlatıyor, sonra ninni söylüyor sonra da (hayır iyi geceler diyerek değil, her seferinde bir iş icat ederek mesala "Nazlı'cığım gidip Noel Baba'ya mesaj yazmam lazım, hediyeni sipariş edeceğim" diyerek) odasından çıkıyorduk.

Nazlı da o gün hangi oyuncağıyla uyumayı seçtiyse onunla konuşurken uyuyakalıyordu.

Arada beni ya da babasını yanına çağırsa da, her defasında başka bir bahane bulup dışarı çıkmayı başarıyorduk.

Ama şimdi ya beni ya da babasını muhakkak yanında istiyor.

O da yetmiyor, uykusuzluktan bitab halde de olsa, en az bir saat muhabbet bekliyor.

"Hadi Nazlı'cığım, kapa gözlerini Nazlı'cığım, oyun/konuşma bitti Nazlı'cığım"lar kendisini derhal uykuya dalmaya ikna etmeğe asla yeterli olmuyor.

Sabrım son damlasına kadar doluyor da taşmamak için kendini zor tutuyor.

Ve ben Taran Baba'yı özlemle anarken buluyorum kendimi sık sık...

7 yorum:

Adsız dedi ki...

ha ha ha kendi kendine uyumak mı???bunu başarabilmek için kabarık uzun saçlarının arasında minik bir taç olmalı,uçarken ardında pırıltılı bir iz bırakmalısın, ee pek tabi sihirli bir değneğin de olmalı..Perilik bir yana, sanırım bu iş bizim, hani şu "kollektif bilinçaltı"mızda yok galiba.kızlarda önce kendimizi(kendimi diyeyim ya da) oluruna inandırmalı...Dün artık birbirimize girmek üzereyken aç bir insanın gözünün önünden yemeklerin geçmesi gibi, ecnebilerin:) saat 8de bücürü yatağa bırakıp hayatlarına gidişleri gözümün önünden geçiyor ve böyle bir ihtimale ağzımın suyu akıyordu:)))

Nihan dedi ki...

Ahu aslinda simdi hakkini yememem lazim, Nazlis saat en gec sekiz bucukta uyumus oluyor, o yuzden de biraz yaninda oturmusum ne olmus da diyorum bazen ama gel gor ki hayat bazen iyi geceler deyip cikip gitmeyi gerektiriyor, ya da insanin sinirleri 1 saat boyunca surekli ayni sorulari yanitlamayi kaldiramayabiliyor. Ama kararliyim 2. cocugumu ben de ecnebi bebeleri gibi yetistirecegim.

denizanasi dedi ki...

aynen.. biz hala can ile beraber uyuyoruz. o dalana kadar odasında kalmak durumundayım. aksi takdirde kesinlikle uyumuyor :(( ben de şu terrible 3 döneminin geçmesini bekliyorum..

Nihan dedi ki...

Ama Can bir ara kendi kendine dalıyordu değil mi uykuya? Bence bu bir dönemse eğer, kesin tekrar başlar kendi kendine uyumaya.

NiNo dedi ki...

Biz o sorunu benim uzun sure kolumdan cıkartmayarak taktıgım saatimle çözdük.sana ait olan birseyi mesela saatini onun koluna tak ve gece ben buradaymısım gibi dusun de.Bu saat seni koruycak,güzel rüyalar göstericek de..Bir dene.Biz faydasını gördük.Ama uyutmasalarda çok şirinler dimi*:)Kolay gelsin.Buarada benimde adım Nihan:)

Bir Porsiyon Öykü dedi ki...

Nazlıcıgım,
Benim de uyuyamadığımı soylediginde ''kapa gozunu uyursun'' diyen bir anneannem vardı. Çocuk aklı ile bile, birşeyi yapmanın gerekliliğini kavrayıp, onun da acıklamasını kabullenip uyuyuverirdik. Eskiler çocuk uyutmak için ne yollara başvurmuşlar,

Nihan dedi ki...

Pastanino,
Öncelikle evlenene kadar bana da (ailem, arkadaşlarım) herkes Nino derdi. Ama eşim demeyince daha az duyar oldum Nino ismini. Bu arada çözümünü ben de deneyeceğim.
Papatya,
Bunu bana hep annem derdi. Ne zaman uyuyamıyorum desem, kapat gözlerini uyursun derdi. Ben de hemen kapatırdım gözlerimi. Ama gel gör ki bu son model bacaksızlar bununla kanmıyorlar.