21.3.08

Louvre ayağımıza kadar gelmiş, gitmemek olmaz







Paris'e kadar gidip Louvre'un içine girmedim diye sanmayın ki sanata, kültüre, tarihe vs. karşı meraksız ve de duyarsız biriyim.

Aslına bakarsanız, lise son sınıftaki sanat tarihi hocam sayesinde, sanat tarihi okumak istediğim bir dönem oldu.

İçin için hayal kurdum, kimseye söylemedim bu isteğimi...

Çünkü o zamanın şartlarında sanat tarihi okumak için yurtdışına gitmem gerekecekti, cesaret edemedim.

Hakan'la aynı üniversitede okumayı kafaya takmıştım, gece gündüz yemeden içmeden kesilircesine bu uğurda çalışmaya adamıştım kendimi. Hakan'ın gittiği üniversitede sanat tarihi bölümü yoktu.

Bir de nedense başarılı öğrenci sanat tarihi gibi gayriciddi mevzularla ilgilenmez diye bir kanaate varmıştım.

Ne aptallık, çocukluk...

Yine de şanslı sayıyorum kendimi.

Siyaset bilimi okuyunca, üzerinde yaşadığım topraklara, bu topraklarda yaşamış, bu topraklardan teğet geçmiş her topluma, bu toplumların kültürlerine, tarihlerine ilgim arttı. Arttı da bizim olanlara, bizimle alakalı olanlara daha bir ilgiyle bakar oldum.

Yoksa benim sanat tarihi sevgim Edirne'nin öteki yakasına kadar uzanmış bir halde kalırdı.

Uzun lafın kısası, Sakıp Sabancı Müzesi ve Louvre işbirliği ile ayağımıza kadar gelen İslam Sanatının Üç Başkenti:İstanbul, İsfahan, Delhi Sergisi'ni kaçırmayın derim ben...

Çiniler ve minyatürler muhteşem...

Hiç yorum yok: